I. Murad Donemi ve Toprak Genislemesi

I. Murad veya diğer adıyla Murad-ı Hüdavendigâr (Gazi Hünkar), 29 Haziran 1326 tarihinde Bursa'da dünyaya gelmiş olan Osmanlı İmparatorluğu'nun üçüncü padişahıdır. Babası Orhan Gazi, annesi ise Nilüfer Hatun'dur. Babası Orhan Gazi döneminde 95.000 kilometre kare olan devlet toprakları, I. Murad döneminde yaklaşık 500.000 kilometre kare kadar büyük bir alana genişlemiştir. Hükümdar ve Bey anlamına gelen hüdavendigâr ünvanı kendisine verilmiştir. Tuğrası Sultan Murad bin Orhan olarak istiflenmiştir. Bazı kitabelerde Melikû'l-Âdil İl Gazi es-Sultan Giyâsû'd-Dünya ve'd-Din şanı ile anılmıştır. Adına kesilmiş olan gümüş ve bakır sikkelerde ve bazı diğer kitabelerde Murad bin Orhan el-Melik, el-Adil, es Sultanü'l Gaalib ad ve ünvanları kullanılmıştır. Bazı kaynaklara göre bu durum, Osmanlıların İlhanlılara olan bağımlılığının sona erdiğini göstermektedir. Böylece Sultan ünvanı ilk kez I. Murad zamanında kullanılmaya başlanmıştır. Batı kaynaklarında ise Amourad I olarak anılmaktadır. Şehzadeliği döneminde Edirne'yi fethederek Balkanlara geçmiştir ve Balkanlarda fetihler yaparak Osmanlı Devleti'nin sınırlarını büyütmüştür. 40'ın üzerinde savaşı yönettiği ve hiç yenilmediği çeşitli kaynaklarda aktarılmaktadır. I. Kosova Savaşı'ndan sonra savaş alanını gezerken bir Sırp askeri olan Miloş Obiliç tarafından hançerlenerek hayatını kaybetmiştir.

Padişahlık Oncesi ve Egitimi

İlk eğitimini annesi Nilüfer Hatun'dan almıştır. Annesinin Rum asıllı Yarhisar tekfurunun kızı olması sebebiyle bundan ne kadar etkilendiği, örneğin Rumca bilip bilmediği bilinmemektedir. Çocukluğu ve gençliğinde İznik ile Bursa'da medreseler açıldığı bilinmekle beraber I. Murad'ın bu kurumlarda veya buralardaki değerli hocalardan İslamî eğitim görüp görmediği, yahut babası ve dedesi gibi geleneksel Türkmen eğitimi görüp görmediği kesin olarak bilinmemektedir. Babası Orhan Bey Bursa'yı aldığı zaman, Aşıkpaşazade tarihine göre bu şehir Bey Sancağı olarak örgütlendi ve Şehzade Murad sancak beyi olarak atandı. Diğer kaynaklara göre ise Bursa doğrudan doğruya devlet merkezi yapılmıştır. I. Murad'a Hüdavendigar ünvanı verildiği ve bu ünvanın daha çok Bursa Sancağı'nda kullanıldığı, sonradan II. Murad'a da verildiği göz önüne alınırsa, Bursa Sancak beyi olarak görev yaptığı oldukça olasıdır. Muhtemelen Bursa Sancak Beyi iken, ağabeyi Süleyman Paşa'nın maiyetinde Rumeli fetihlerine katılmıştır. Süleyman Paşa'nın Çorlu'da bir sürek avı sırasında 1359 yılında ölümünden sonra 3 yıl kadar 1359 ve 1362 yılları arasında Beylerbeyi olarak Rumeli fetihlerine devam etmiştir. Ancak bazı kaynaklar, oğlu Süleyman Paşa'nın beklenmedik ölümüne çok üzülen ve çok yaşlı olan Orhan Bey'in son günlerini inzivaya çekilip sessiz geçirdiğini, devlet idaresini ise oğlu Murad Bey'e bıraktığını yazmaktadır. Aşıkpaşazade ise Orhan Bey'in Süleyman Paşa ile aynı yılda öldüğünü bildirmektedir.

Saltanati ve Ic Guvenlik Problemleri

1362 yılında Orhan Bey vefat edince, kendisi Rumeli'de bir muharebe ortamındayken Bursa ahilerinin kararıyla hükümdar ilan edilmiş ve Bursa'ya çağrılmıştır. Murad Bey tahtına geçtikten hemen sonra Aşıkpaşazade'nin deyimiyle kendi vilayetinden ve Karesi'den iyi leşker cem edip hemen Rumeli'ye dönme hazırlığı yapmaya başlamıştır. Fakat komşu devletler ve diğer düşmanlar bu hükümdar değişikliğinden faydalanmak için hemen harekete geçmiştir. Bizanslılar Çorlu, Burgaz ve Malkara'yı geri almıştır. Kısa bir zaman önce Osmanlılara katılmış olan Ankara'nın Ahileri şehirlerinden Osmanlı kale muhafızlarını kovmuştur. Büyük şehzade İbrahim ayaklanmıştır. Bizanslılar, anne tarafından VI. İoannis Kantakuzinos'un torunu olan ve imparator V. İoannis'in kızıyla nişanlı olan küçük şehzade Halil'i kışkürterek ağabeyinin hükümdarlığını kabul etmemesine neden olmuştur. Karamanoğulları da Osmanlılara hücum etmek için ordusunu hazırlamaktaydı. Murad Bey önce deneyimli komutanlar, ulema mensupları ve diğer ileri gelenler ile bir görüşme yapmış ve bu sorunların hepsine o yıl çare bulmuştur. Önce Ankara'ya hücum edip kaleyi ve şehri eline geçirmiş, bozguncuları elimine etmiştir. Sonra Sultan Höyüğü yani Eskişehir'i almış, Bursa'ya dönüp biraz daha savaş hazırlığı yapıp yapamadan Karamanoğulları üzerine yönelmiştir. Tarihçi Şükrullah'ın deyimiyle Karaman Beyi de ileri gelip iki ordu karşılaştıklarında kargılar kırılmış, kılıçlar çentik çentik olmuş, kalkanlar paramparça edilmiştir. Karaman Beyi ağırlıklarını bırakıp kaçmıştır. Bu sırada Eskişehir ve Bilecik taraflarında ayaklanma hazırlıkları içinde bulunan kardeşleri İbrahim ve Halil'i yakalattırmış ve boğdurmuştur. O zamana kadar devlet göreneğine göre beylerbeylikleri ve sancak beylikleri hükümdarın kardeşlerine veya oğullarına verilmekteydi. Fakat Murad Bey kardeşlerini boğdurduğu ve çocukları da çok küçük yaşta olduğu için hanedan dışı atamalar yapmak zorunda kalmıştır. Lala Şahin Paşa'yı beylerbeyi ünvanı ile ordu komutanı; Bursa Kadısı Çandarlı Kara Halil Hayreddin'i de kadı-asker olarak atamıştır.

Balkanlar'da Fetihler ve Edirne'nin Fethi

I. Murad Rumeli'ye hemen 1361 yılında dönüp Bizanslıların tekrar ellerine geçirdikleri Lüleburgaz ve Çorlu'yu yeniden almıştır. Lüleburgaz'da bir savaş meclisi toplayarak Edirne'nin alınmasını kararlaştırmıştır. Hacı İlbeyi ve Gazi Evrenos idaresi altında akıncı kolları Malkara, Keşan, İpsala ve Dimetoka doğrultusunda ilerleyip hem buraları ele geçirmiş hem de Balkanlardan yardım gelmesini önlemiştir. Lala Şahin Paşa komutasında Osmanlı birlikleri karmaşık bir Bizans-Bulgar ordusuna karşı Sazlıdere'deki muharebede galibiyet kazanarak Edirne'nin fethine yol açmıştır. Böylece I. Murad, Bizans'ın Trakya'daki merkezi ve imparatorlukta üçüncü büyük şehir olan Edirne şehrini 1361 yılında ele geçirmiştir. Balkanlarda genişleme stratejisi uygulamak ve bunun daha kolay başarılmasını sağlamak için Edirne'yi devletin ikinci başkenti olarak seçmiştir. Edirne, İstanbul ile Tuna yalıları arasındaki yolda en güçlü kaleydi; Bizans başkenti ve Balkan Dağlarından giden yolun önemli menzili olarak bu yolu kontrol etmekteydi ve Bizans'ın Balkanlardaki ordu ve idari merkeziydi. Edirne yeni kurulan Rumeli Beylerbeyliği'nin de merkezi olmuştur. Bu stratejik avantajını kullanan I. Murad 1363'te Filibe ve Gümülcine'yi de eline geçirip İstanbul'a hem çok önemli vergi geliri hem de yiyecek maddeleri sağlayan ana yolların geçtiği Meriç nehrini idaresine almıştır. Bu aynı zamanda Bulgar Çarı John Aleksander'a Bizans aleyhinde Osmanlılara destek sağlaması için bir baskı yolu olmuştur.

Haçlı Seferleri ve Sırpsındığı Zaferi

Artık hedef Bizans değil Balkanlar olmuştur. Bu yeni stratejik durum Bulgar, Bosna, Sırp, Macar ve Eflak devletlerini etkilemiş ve Papa V. Urbanus'un teşvikiyle yeni bir bağdaşıklık kurulmuştur. Hristiyan devletlerin birliklerinden oluşan ve Macaristan Kralı I. Lajos komutanlığında bir Haçlı ordusu toplanmış ve 1364 yazında bu ordu Balkanlar üzerinden Meriç vadisine inip ilerlemeye başlamıştır. Bu sırada I. Murad Anadolu'da Bursa'da devlet reformları ile uğraşmaktaydı. Lala Şahin Paşa Edirne'yi korumak niyetiyle orada kalıp Hacı İl-Beyi komutasında bir süvari birliğini keşfe göndermiştir. Haçlılar zaferlerinden emin olup Meriç kıyısında kampta bulunmaktaydılar. 26 Eylül 1364 tarihinde Hacı İl-bey'in birliği gün ağarırken aniden bir baskın hücumuna geçip bu Haçlı kuvvetini paniğe kaptırmış ve binlerce Bulgar, Sırp, Boşnak, Macar ve Eflaklı Haçlı asker öldürülmüş veya Meriç'te boğulmuştur. Osmanlı tarihçileri bu müthiş baskını Sırpsındığı Savaşı olarak anmaktadır. 1366'da Savoy Kontu olan Amedeus, akrabası olan Bizans İmparatoru V. İoannis'e destek sağlamak için denizden küçük bir Haçlı seferine girişmiştir. Venedik'ten 15 kadırga ile ayrılıp Konstantinopolis'e gitmekte iken Çanakkale Boğazı ağzında bulunan Gelibolu'ya hücum etmiş ve I. Murad kale garnizonuna zamanında yardım sağlayamadığı için bu şehri ele geçirmiştir. Bu stratejik kale 10 yıl Latin-Bizans idaresinde kalmış ve ancak 1377 sonunda yine Osmanlılar tarafından geri alınmıştır. I. Murad Bursa'dan Katalan Paralı Askerler Birliği kalıntıları elinde bulunan Karabiga'yı kuşatıp aldıktan sonra Rumeli'ye geçerek Dimetoka ve Edirne'de oturtmuş, bu kentlerin imarı ile uğraşıp saray ve camii yaptırmıştır. 1366-1368 yıllarında Bulgarların elinde olan Kızılagaç, Yanbolu, İhtiman, Samakov, Aydos ve Süzebolu kentleri ile Bizans idaresinde olan Hayrabolu, Pınarhisar, Vize ve Kırklareli Osmanlılar eline geçmiştir. Bulgar Kralı İvan Şişman ülkesinin önemli bir kısmını kaybetmiş oluyordu. 1368'de kız kardeşi Prenses Mara'yı I. Murad'la evlendirmiş ve Bulgaristan'ın Osmanlıların yüksek egemenliği altında bir vasal ülke olma statüsünü kabul etmiştir. 1371'de Sırpsındığı Savaşı'nın intikamını almak isteyen Sırpları Çirmen Savaşı'nda yenmiştir. Aynı yıl İstanbul'un yakınında bulunan Çatalca ele geçirilmiştir. Osmanlı sınırları Sırp Despotluğu'na dayanmıştır. 1374'te Sırp Despotu Lazar ile yapılan bir anlaşma ile yıllık vergi vermek suretiyle Sırbistan'ın Osmanlılar yüksek egemenliği altında bir vasal ülke olması kabul edilmiştir. Bu gelişmeler Bizans'ı da yakından etkilemiştir. Bizans İmparatoru V. İoannis, I. Murad ile müzakerelere girerek 1373 başlarında bir anlaşma yapıp Bizans İmparatorluğu'nun yıllık vergi ödeyerek Osmanlılar yüksek egemenliği altında bir vasal ülke olmasını kabul etmiştir. Böylece Osmanlıların Rumeli'ye geçip yerleşmelerinden 20 yıl sonra Balkanlarda bulunan üç devlet olan Bizans, Bulgaristan ve Sırbistan Osmanlıların yüksek egemenliğini kabul etmiş oluyordu. Bizanslılarla yapılan anlaşmaya göre Bizans İmparatoru Osmanlı Sultanı istediği zaman imparatora yakın bir komutan altında asker de gönderecekti. Böylece Mayıs 1373'te Bizans İmparatoru Anadolu'da I. Murad'ın Çandaroğulları'na karşı açtığı bir savaşa katılmak zorunda kalmıştır.