VI. Mehmed ya da Mehmed Vahideddin (Osmanlıca: محمد سادس, romanize: Meḥmed-i sâdis, Osmanlıca: وحيد الدين, romanize: Vaḥîdü'd-Dîn; 14 Ocak 1861, İstanbul – 16 Mayıs 1926, Sanremo), Osmanoğlu ailesinde Şahbaba olarak da bilinir, Osmanlı İmparatorluğu'nun 36. ve son padişahı ve Osmanlı Hanedanı'nın sondan bir önceki halifesiydi. Hükûmetin Hristiyan azınlıklarla başlattığı uzlaşma süreci, Yunan ve Ermeni patrikhanelerinin Osmanlı tebaası statüsünden vazgeçmesiyle başarısız oldu ve Osmanlıcılığın kesin sonunu işaret etti. Paris Barış Konferansı'nda Dâmad Ferid Paşa aracılığıyla İtilaf Devletleri'ne yakınlaşarak Yunanistan'ın toprak taleplerini yatıştırma politikasıyla engellemeye çalıştı ancak bu girişim sonuçsuz kaldı.
Ekim ayında VI. Mehmed'in hükûmeti, Amasya Protokolü ile milliyetçilerin taleplerini kabul etmek zorunda kaldı. 16 Mart 1920'de İtilaf Devletleri, İstanbul'u askerî olarak işgal etti ve milliyetçilerin çoğunlukta olduğu Meclis-i Mebûsan'ın kapatılması ve Kânûn-ı Esâsî'nin askıya alınması konusunda padişaha baskı yaptı. Bu sırada Mustafa Kemal Paşa, Ankara'da Büyük Millet Meclisi adını verdiği geçici hükûmeti kurdu ve kısa sürede ülkenin büyük kısmını denetimi altına aldı. Padişahın İstanbul'daki hükûmeti ise İtilaf Devletleri tarafından desteklenmesine rağmen fiilen etkisizdi. VI. Mehmed, Ankara hükûmetini tanımadı; onları kâfir ilan etti ve idamlarını istedi. Sonuçta İstanbul hükûmeti, Osmanlı topraklarını paylaşan ve ülkenin bağımsızlığını ortadan kaldıran Sevr Antlaşması'nı imzaladı.
Ankara hükûmetinin Kurtuluş Savaşı'ndaki zaferiyle Sevr Antlaşması geçersiz kılındı ve yerine Lozan Antlaşması imzalandı. 1 Kasım 1922'de Büyük Millet Meclisi, saltanatı kaldırarak VI. Mehmed'i halifelikten azletti ve o da ülkeyi terk etti. Yerine kuzeni Abdülmecid Efendi halife seçildi, ancak kısa süre sonra halifelik kaldırıldı ve Osmanoğlu ailesi sürgüne gönderildi. 29 Ekim 1923'te cumhuriyet ilan edildi ve ilk cumhurbaşkanı olarak Mustafa Kemal Paşa seçildi. VI. Mehmed, 1926'da İtalya'nın Sanremo kentinde sürgündeyken öldü.

Şehzadeliği

Vahideddin, 4 Ocak 1861 tarihinde Osmanlı İmparatorluğu'nun başkenti İstanbul'da doğdu. Sultan Abdülmecid'in sekizinci oğlu ve kendisinden önce tahta geçen V. Murad, II. Abdülhamid ve V. Mehmed'in küçük kardeşidir. Çok küçük yaşta anne ve babasını kaybetti. Sultan Abdülmecid'in ikballerinden Şayeste Hanım tarafından büyütüldü. Tahta geçiş sıralamasında çok aşağılarda olduğu için gözden uzak bir yaşam sürdü. Gençlik yıllarında gizlice medrese derslerini takip etmiş, bu özelliği ile tahta çıktıktan sonra kendisine arz edilen şer'i konulara müdahale edebilecek derecede yetkinleşmiştir. Hat, musiki ve edebiyat sanatlarıyla ileri seviyede uğraşmıştır.
İlk evliliğini bu dönemde, ablası Cemile Sultan'ın sarayında görüp beğendiği Emine Nazikeda Hanım ile yapmıştır. Cemile Sultan, çok sevdiği Nazikeda üzerine başka bir eş almaması şartı ile Vahideddin'in talebini kabul edeceğini bildirdiğinde ablasının şartını kabul etmesine rağmen, bu evlilikten Sabiha Sultan ve Fatma Ulviye Sultan dünyaya geldikten sonra doktorların tıbben bir daha doğum yapamayacağı bildirilmesi üzerine eşinin de rızasını alarak başka evlilikler yaptı. 1912'de tek oğlu Mehmed Ertuğrul dünyaya geldi.
Ağabeyi II. Abdülhamid'in uzun padişahlığı sırasında, Çengelköy'de mimar Alexandre Vallaury'ye yaptırdığı köşkünde münzevi bir hayat yaşadı. Diğer şehzadeler hakkında padişaha jurnal yazmakla suçlandı.
V. Mehmed tahta geçtiğinde, Sultan Abdülaziz'in oğlu Yusuf İzzeddin Efendi veliaht oldu. Yusuf İzzeddin'in 1 Şubat 1916'da bir yurt dışı seyahatine çıkacağı gün henüz aydınlatılamayan bir şekilde ölümü üzerine, Vahideddin veliahtlık makamına yükseldi. 1917 Aralık ayında Mirliva (Tuğgeneral) Mustafa Kemal Paşa eşliğinde Almanya seyahatine çıktı. Bad Kreuznach, Strazburg, Colmar, Essen ve Berlin'de bulundu. 4 Ocak 1918 tarihinde Almanya seyahatinden geri döndü.

Saltanatı

3 Temmuz 1918'de abisi V. Mehmed'in ölümü üzerine VI. Mehmed adıyla 57 yaşında tahta çıktı. Cülûs töreni 4 Temmuz'da gerçekleşti. Tören kayda alınan ilk ve tek culüs töreni olmuştur.

Tahta çıkışından kısa bir süre sonra şöyle dediği anlatılır:"Ben bu makam için hazırlanmadım. Çocukluğumdan beri vücutça rahatsız olduğumdan layikiyle tahsil edemedim. Yaşım kemale erdi, dünyada bir emelim kalmadı. Biraderle hangimizin evvel gideceğimiz malum olmadığından bu makamı bekleyişte değildim. Fakat takdiri ilahi böyle teveccüh etti, bu ağır vazifeyi deruhde eyledim. Şaşmış bir haldeyim, bana dua ediniz.".

Vahideddin, zamanında Giuseppe Donizetti'nin II. Mahmud için bestelediği marşı, “Madem, Avrupa'da hükümdarlar değişse de millî marşlar değişmiyor, Osmanlıların neden bir millî marşı olmasın?” diyerek, bir fermanla Osmanlı marşını kabul ettirdi. 1918 yazında Ordu ve Donanma'ya bir Hatt-ı Hümâyun göndererek Başkomutanlığı üzerine aldığını bildirdi. VI. Mehmed unvanıyla tahta çıkarıldığı halde halk tarafından Sultan Vahideddin olarak adlandırıldı. Devlet yönetiminde aktif bir rol alacağının işaretlerini vermişti ancak iki büyük sorunla karşı karşıya idi: bir yandan, bir felakete dönüşen I. Dünya Savaşı'nı en az hasarla sona erdirmek; öbür yandan, 1913'ten beri imparatorluğa egemen olan İttihat ve Terakkî rejimine karşı bir siyasi alternatif oluşturmak. Tahta geçer geçmez, İttihat ve Terakkî önderliğine muhalefetiyle tanınan Mustafa Kemal Paşa'yı Suriye Cephesi Komutanlığı'na atadı.
8 Ekim 1918'de savaşın kaybedileceğinin anlaşılması üzerine Talat Paşa başkanlığındaki İttihat ve Terakkî Kabinesi istifa etti. Yerine Ahmed İzzet Paşa başkanlığında bir kabine kuruldu ve bu kabine savaşı bitiren Mondros Mütarekesi'ni 30 Ekim 1918'de imzalandı. Ahmed İzzet Paşa'nın "artçı" kabinesinin de sadece 25 gün süren iktidardan sonra istifası üzerine Padişah, diplomat Ahmed Tevfik Paşa'yı 13 Kasım'da Sadrazamlığa getirdi.
Kurtuluş Savaşı 9 Eylül 1922'de İzmir'in Kurtuluşu ve 13 Ekim 1922'de Mudanya Mütarekesi ile sona erdi. Bu sırada İstanbul henüz İtilaf Devletleri'nin askeri işgali altındaydı. 6 Ekim'de TBMM ordusunu temsilen Refet Bele komutasındaki bir askeri birlik İstanbul'a girdi. Bu günlerde basın organları Vahideddin'in aleyhinde geniş çaplı ve kamuoyunda etki yapan yayınlarda bulundular. Padişah Vahideddin'in Mustafa Kemal Paşa ve dostları hakkında ölüm fermanı imzalamasının ve Millî Mücadele karşıtı davranışlarının, son padişahın vatan haini olduğunu açıkça göstermekte olduğunu düşünen halk arasında bazı gruplarca hakaret ve tehdit içeren gösteriler yapıldı.
Vahideddin'in 11 Nisan 1920 tarihli kararname ile başlayan girişimleri, "isyan" kavramının da ötesinde iç savaş girişimi olarak kabul edilmiştir.