II. Mustafa'nın Hayatı ve Tahta Çıkışı

Osmanlı Devleti'nin 22. padişahı ve 101'inci İslâm halifesi olan II. Mustafa, halk arasında ve Osmanlı Türkçesinde Mustafa Gazi adıyla da bilinmektedir. Divan edebiyatındaki mahlası İkbâlî olan padişah, 5 Haziran Salı 1664 tarihinde İstanbul'da dünyaya gelmiştir. Babası IV. Mehmed, annesi ise Emetullah Râbi'a Gülnûş Sultan'dır. Dinî ilimlere olan derin ilgisiyle tanınan II. Mustafa, aynı zamanda Osmanlı padişahları arasında sefere çıkan son padişah olma özelliğini taşımaktadır.

Amcası II. Ahmed'in vefatının ardından 6 Şubat 1695 tarihinde Pazar günü Osmanlı tahtına çıkmıştır. Saltanat süresi boyunca imparatorluk; Avusturya, Venedik ve Rusya gibi dönemin en güçlü devletleriyle zorlu savaşlar yürütmüştür. II. Viyana Kuşatması sonrasında başlayan büyük toprak kayıplarını telafi etme amacıyla çaba sarf etse de, Karlofça Antlaşması (1699) neticesinde pek çok mühim araziyi elden çıkarmak durumunda kalmıştır. Bu antlaşma, Osmanlı tarihi açısından son derece büyük bir dönüm noktası teşkil etmiştir.

Avusturya Seferleri ve Askeri Mücadeleler

Padişahın bizzat iştirak ettiği üç büyük Avusturya seferi bu döneme damgasını vurmuştur. Tahta geçtiğinde devlet, Avusturya ile karada, Venedik ile ise hem deniz hem de karada harp halindeydi. Tahta çıkışından üç gün sonra yayımladığı hatt-ı hümayunda, zevk, sefa ve rahatı kendilerine haram eylediklerini ilan etmiştir. Lehistan ve Rusya ile yaşanan ihtilafların ciddiyet kazanması üzerine II. Mustafa, askeri merkez konumundaki Edirne'de ikamet ederek savaş işlerini bizzat yönetmek durumunda kalmıştır.

Birinci Avusturya Seferi'ne tahttaki beşinci ayında, 30 Haziran 1695 tarihinde Edirne'den hareket ederek başlamıştır. Ordu Belgrad'a ulaştığında, orada ikamet eden Orta Macar Kralı Tökeli İmre bir şayka ile İstanbul'a yollanmıştır. Ardından Avusturya kuvvetlerine karşı kazanılan Lugos Muharebesi zaferi sayesinde II. Mustafa'ya Gazi unvanı verilmiştir. Seferin ardından İstanbul'a dönen padişah, 14 Kasım 1695 tarihinde Davutpaşa odugahına inmiş ve akabinde Topkapı Sarayı'na yerleşmiştir.

İkinci Avusturya Seferi için 8 Nisan 1696'da Davutpaşa otağına çıkan hükümdar, 22 Nisan 1696 tarihinde Macaristan seferine çıkmıştır. 27 Ağustos 1696 tarihinde Temeşvar yakınlarında gerçekleşen Ulaş Muharebesi (Avusturya ve Macar kaynaklarında Olaschin olarak geçer) II. Mustafa'nın komutasındaki ordu tarafından kazanılmıştır. Cenei Muharebesi'nde de zafer elde edildikten sonra ordu 26 Ekim 1696 tarihinde başkente geri dönmüştür.

Üçüncü ve son Avusturya Seferi için 20 Mayıs 1697'de Edirne'de otağa çıkan padişah, 11 Eylül 1697 tarihinde Savoylu Prens Eugene komutasındaki Avusturya ordusu karşısında Zenta Muharebesi olarak bilinen büyük bir bozgun ve facia yaşamıştır. Tisa nehrini geçemeyen Veziriazam Elmas Mehmet Paşanın yanı sıra dört divan veziri, çok sayıda eyalet beyi, 30 kadar yeniçeri ağası ve 30.000 asker ile subay düşman çemberinde kalarak imha edilmiş ya da nehirde boğulmuştur. Bu ağır yenilgi devleti savunmasız bırakmıştır.

Bu süreçte Venedikliler Mora ve Dalmaçya'ya, Lehistan ise Boğdan'a saldırılar düzenlemiştir. Aynı dönemde Rusya tahtına geçen Deli Petro ordusunu modernize etmiş, boğazlar vasıtasıyla Akdeniz'e inme ve Karadeniz'e hakim olma emelleri gütmüştür. 1695 yılındaki saldırısında başarısız olan Rus İmparatorluğu, bir yıl sonra 6 Ağustos 1696 tarihinde Azak Kalesi'ni ele geçirmeyi başarmıştır. Uzun süren bu yıpratıcı savaşlar Osmanlı Devleti'ni son derece yorgun düşürmüştür.

Karlofça ve İstanbul Antlaşmaları

Zenta'daki felaket niteliğindeki mağlubiyetin ardından yeni Sadrazam Köprülü Amcazade Hüseyin Paşa'nın gayretleri, ayrıca İngiltere elçisi Lord Paget ile Hollanda elçisi Jacob Colyer'in arabuluculuğu sayesinde Sultan II. Mustafa barış yolunu seçmiştir. İmzalanan Karlofça Antlaşması ile Banat ve Temeşvar dışındaki tüm Macaristan ve Erdel Prensliği Avusturya'ya, Ukrayna ile Podolya Lehistan'a, Mora, Ayamavra ve Dalmaçya kıyıları ise Venediklilere 26 Ocak 1699 tarihinde terk edilmiştir.

Karlofça Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin büyük ölçüde toprak kaybettiği ilk antlaşma olma niteliğini taşımaktadır ve bu tarihten itibaren devlet için gerileme devri başlamıştır. Bu gelişmeden bir yıl sonra Rusya ile de masaya oturulmuş, 14 Temmuz 1700 tarihinde imzalanan İstanbul Antlaşması ile Azak Kalesi Rusya Devleti'ne bırakılmıştır.