Ali bin Ebu Talib (Arapça: علي بن أبو طالب‎; 21 Mart 599 veya 600, Mekke - 28 Ocak 661, Kufe), İslam Devleti'nin 656-661 yılları arasındaki halifesi. İslam peygamberi Muhammed'in damadı ve amcası Ebu Talib'in oğlu olan Ali, Muhammed'in İslam'a davetini kabul eden ilk erkek kişidir. Sünni İslam'a göre Ali, dört halifenin sonuncusu, Şii İslam'a göre ise imamların ilki ve Muhammed'in hak vârisidir. Şii ve Sünni İslam arasındaki farklılaşmanın ana nedeni Muhammed'in gerçek vârisinin kim olduğu konusundaki görüş farklılığından ileri gelmektedir.
Ebu Talib ve Fatıma bint Esed'in çocukları olan Ali, Kâbe'de doğan tek insan olup, İslam Peygamberi'nin himayesinde büyümüştür. Muhammed'e vahiy geldiğinde ise, onun davetini kabul eden ilk erkek olan Ali, hayatını İslam'a adamıştır. Peygamberin emri üzerine hicret gecesi onun yatağına yatan ve emanetleri sahiplerine ileten Ali, kısa bir süre içinde peygamberin ardından Medine'ye gitmiş, burada İslam Peygamberi'nin kızı Fatıma ile evlenmiştir. Medine döneminde başlayan ilk küçük çaplı savaşlardan başlayarak neredeyse katılmadığı hiçbir savaş olmaması hasebiyle, savaşçılığı ve cesareti ile bilinen Ali, üçüncü halife Osman bin Affan'ın öldürülmesinin ardından halk tarafından halifeliğe getirilmiştir.

Ali diğer bir kısım dinî kişiliklerle birlikte "Ali kültü"nün merkezî kişiliğini oluşturur. Rivayet kültürüne dayalı eserlerde, Ali bilhassa ilmi, cesareti, imanı, dürüstlüğü, adanmışlığı, sadıklığı, cömertliği ve şefkati ile anılmakta olup, batıni sufi gelenekler için en önemli mistik figürdür. Özellikle, tefsir, fıkıh ve dinî düşünce alanındaki üstünlüğü kabul görür.

Nesebi, Künyesi ve İslam Öncesi Yaşamı

Ali b. Ebî Tâlib b. Abdülmuttalib b. Haşim b. Abdümenâf b. Kusay b. Kilab b. Murre b. Ka’b b. Lüey el-Kureşî el-Hâşimî’dir.
Ali, İslam peygamberi Muhammed'in amcası olan Ebu Talib'in oğludur. Mekke'nin nüfuzlu figürlerinden biri olan Ebu Talib, Muhammed'in çocukluk ve gençlik yıllarında hamiliğini üstlenmiş; Muhammed yetişkinliğe adım atana dek onun evinde kalmıştır. Ebu Talib'in İslam dinini kabul edip etmediği hususu, tarihi rivayetlerde farklılık göstermektedir. Ali'nin annesi, Ebu Talib'in amcasının kızı olan Fatıma bint Esed'dir. Fatıma bint Esed, her iki ebeveyni de Haşimoğulları soyuna dayanan ilk kadın olma özelliğini taşır. Muhammed'in annesinin ölümünün ardından ona sahip çıkması ve bakımını üstlenmesi nedeniyle tarihsel anlatılarda önemli bir figür olarak yer alır. İslam'ı benimseyen Fatıma bint Esed, Muhammed'in yaşadığı dönemde vefat etmiştir. Ali, İslam peygamberi Muhammed'in nübüvvetinden yaklaşık on yıl önce Mekke'de doğmuştur. Ebu Talib ve Fatıma bint Esed çiftinin en küçük oğlu olan Ali'nin; Akil, Cafer ve Talib isimli üç ağabeyi ile Ümmü Hani ve Cümane adında iki kız kardeşi vardır. Ailedeki yaş hiyerarşisine göre Akil, Cafer’den on yaş; Cafer ise Ali’den on yaş büyüktür. Doğumuyla birlikte annesi tarafından "Haydar" ismiyle çağrılmış olsa da babası ona "Ali" adını vermiştir. Ali'nin de kullanımını onayladığı Haydar ismi, bazı tarihçilerce annesinin kendisine çocuk yaşlarda taktığı bir lakap olarak nitelendirilir. Ali'nin künyesi, Arap gelenekleri doğrultusunda büyük oğlu Hasan'a atfen "Ebu'l Hasan" olarak bilinir. Bunun yanı sıra kaynaklarda, kendisine Muhammed tarafından verilen ve "toprağın babası" ya da "toprağa bulanmış kişi" anlamına gelen "Ebu Turab" künyesi de geniş yer tutar. Ali, bu ismin kendisine bizzat Muhammed tarafından verilmiş olması sebebiyle, Ebu Turab'ın en sevdiği künyesi olduğunu ifade etmiştir. Bazı rivayetlerde Ümeyyeoğullarının bu ismi Ali'yi yermek amacıyla kullandığı öne sürülse de dönemin tanıkları, Ali'nin bu isimlendirmeden hoşnut olmaması durumunda bu şekilde anılmayacağını belirtir. Ayrıca Muhammed'in Ali'yi "sıddîku'l-ekber" (en büyük doğrulayıcı) ve "hak ile batılı ayıran" şeklinde nitelendirdiği, Ali'nin de bu tanımları kendisi için kullandığı tarihi kayıtlara geçmiştir. Miladi 599-600 yıllarında doğan Ali'nin çocukluk dönemi, meşguliyetleri ve yetişme koşulları hakkında tarihsel veriler oldukça kısıtlıdır. Mekke’nin elverişsiz hava şartları ve dil eğitimi gerekçesiyle bebeklerin sütanneye verilmesi Abdülmuttalib ailesinde yaygın bir gelenek olsa da Ali'nin bir sütanneye verilip verilmediğine dair kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Muhammed'in himayesine girene kadarki süreçte Ali'nin, ailesinin değer yargılarıyla yetiştiği, yaşıtları gibi oyunlar oynadığı ve hayvan otlatma gibi gündelik işlerle meşgul olduğu tahmin edilmektedir. Ali'nin hayatındaki en önemli dönüm noktası, hangi yıl gerçekleştiği tam olarak bilinmemekle birlikte, Muhammed'in yanına yerleşmesidir. Kâbe hakemliği olayından bir yıl sonra, Muhammed 36 yaşındayken Mekke'de şiddetli bir kuraklık ve ekonomik kriz baş göstermiştir. Evliliğinin ardından ticari girişimlerini sürdüren Muhammed'in mali durumu bu süreçte iyileşmişti. Buna karşılık, çocukluğundan itibaren kendisine kol kanat geren amcası Ebu Talib, hem ailesinin kalabalık olması hem de kıtlık sebebiyle geçim sıkıntısı çekiyordu. Muhammed, amcaları arasında maddi durumu en iyi olan Abbas'a giderek Ebu Talib'in yükünü hafifletmeyi teklif etmiştir. Yapılan plan doğrultusunda Ebu Talib'in oğullarından birini Muhammed, diğerini ise Abbas yanına alacaktır. Bu öneriyle Ebu Talib'e giden ikili, onun onayını almış; ancak Ebu Talib büyük oğlu Akil'in yanında kalmasını istemiştir. Bunun sonucunda Abbas Cafer'i, Muhammed ise Ali'yi himayesine almıştır. Bu olay, Ali'nin küçük yaşlardan itibaren Muhammed'in hanesinde ve gözetiminde yetişmesini sağlayarak, onun İslam'ın ilk yıllarındaki konumu üzerinde belirleyici bir rol oynamıştır. Bazı tarihsel yorumlar, bu himayenin sadece ekonomik gerekçelerle değil, aynı zamanda Muhammed'in oğlu Kasım'ın vefatından sonra Ali'yi bir evlat gibi görerek teselli bulma isteğiyle de bağlantılı olduğunu savunmaktadır. Neticede bu süreç, Ali'nin karakterinin Muhammed'in terbiyesiyle şekillenmesine zemin hazırlamıştır. Bu aşamadan itibaren Ali, Muhammed'in gözetiminde ahlaki ve kültürel bir eğitim alarak yetişmiştir.
Gençlik dönemine dair bazı varsayımlar Ali'nin ticaret kervanlarıyla yolculuk yapmış olabileceği yönünde olsa da, mevcut tarihi kaynaklarda bu iddiayı destekleyen somut bir kayıt yer almaz. İslamiyet’in ilk dönemlerinde Ali, Muhammed ile birlikte Mekke dışındaki kırsal alanlara giderek çevredekilerden gizli bir şekilde ibadet etmiştir. Bu faaliyetler sırasında babası Ebu Talib ile karşılaşmış ve ona "Allah’a ve peygamberine inandığını, tebliğ edilen mesajı onayladığını ve bu sebeple Muhammed’e uyduğunu" beyan etmiştir. Yaklaşık 5 yaşından Medine'ye yapılan hicrete kadar Muhammed'in evinde yaşayan Ali, bu süre zarfında doğrudan Muhammed ve Hatice'nin gözetiminde yetişmiştir. Kişiliğinin ve düşünce yapısının şekillenmesindeki en temel etken, bu hanede aldığı eğitim ve toplumsal değerlerdir. Bu yakın ilişki, Ali'nin hem İslam'ın ilk dönemindeki gelişmelere tanıklık etmesini hem de Muhammed'in öğretilerini birinci elden kavramasını sağlamıştır.

İslam'ı Kabulü ve Müslüman Oluşu

Ali, Muhammed’in himayesine girdikten sonra ondan ayrılmamış ve İslamiyet’in doğuşuyla ilgili tüm gelişmelere birinci elden tanıklık etmiştir. Bir gün Muhammed ile Hatice’yi ibadet ederken görmüş ve bu durumun mahiyetini sormuştur. Muhammed, gerçekleştirdikleri eylemin Allah tarafından gönderilen makbul din olduğunu belirterek; Ali’yi tek olan Allah’a inanmaya, ona ibadet etmeye, Lat ve Uzza gibi putları reddetmeye davet etmiştir. Bu teklif karşısında Ali, daha önce böyle bir şey duymadığını ve babası Ebu Talib’e danışmadan karar veremeyeceğini ifade etmiştir. Muhammed ise henüz tebliğini halka açıkça ilan etmediği için bu durumun bir sır olarak kalmasını istemiş; Ali'ye eğer Müslüman olmayacaksa bile konuyu gizli tutmasını söylemiştir. O geceyi düşünerek geçiren Ali, sabah olduğunda tekrar Muhammed’in yanına giderek kendisine sunulan teklifi sormuştur. Muhammed’in "Allah’tan başka ilah olmadığına inanması ve putları reddetmesi" yönündeki çağrısını kabul eden Ali, İslamiyet'i benimsemiştir. Ali'nin İslamiyet’i kabul ettiği yaştaki çeşitlilik, tarihi kaynaklarda farklı rivayetlerle yer almaktadır. Genel kabul gören görüş, Ali'nin peygamberliğin başlangıcından yaklaşık on yıl önce doğduğu ve İslam’ın tebliğ edilmeye başlandığı 610 yılında, yani 10 yaşındayken Müslüman olduğudur. İbn İshak ve İbn Hişam gibi önemli tarihçiler bu yaş bilgisini desteklerken; İbnü’l-Esîr, Enes b. Malik’ten nakledilen bir rivayetle Muhammed’e pazartesi günü peygamberlik geldiğini, Ali'nin ise bir gün sonra salı günü Müslüman olduğunu aktarmaktadır. Ancak bu konuda tarihçiler arasında tam bir ittifak bulunmamaktadır. Ebu’l Ferec, Zeyd b. Ali’ye dayandırdığı rivayetle Ali’nin o sırada 11 yaşında olduğunu ve en sıhhatli bilginin bu olduğunu savunur. Belâzürî de 11 yaş bilgisini doğrular nitelikte veriler sunarken; 7, 9 ve 10 yaşlarında olduğunu öne süren görüşleri de zikreder. İbnü’l-Esîr ise 8 ile 15 yaş arasında değişen farklı rivayetlere yer vermektedir. İbn Sa’d ve İbn Kesîr gibi müellifler de 9, 10 veya 9 yaşından daha küçük olduğu yönündeki iddiaları sıralamışlardır. Meşhur rivayetlerin büyük çoğunluğu, Ali'nin dokuz veya on yaşlarında bu kararı verdiği noktasında birleşmektedir.
Ali bin Ebu Talib'in ilk Müslüman olan kişi olduğu tarihi bir gerçeklik olarak kabul edilmekle birlikte, erkeklerden ilk kimin İslam'a girdiği konusu Ali ile Ebu Bekir arasında bir ihtilaf olarak kaynaklara yansımıştır. Mevlânâ Şibli gibi bazı araştırmacılar; çocuklar arasında ilk Ali'nin, hür erkekler arasında Ebu Bekir'in, köleler arasında ise Zeyd bin Harise'nin ilk Müslüman olduğunu belirterek bu tartışmayı kategorize ederler. Sıralamadaki bu belirsizliğin temel sebebi, Ali ve Zeyd bin Harise'nin İslam'ı kabul ettikten sonra bir süre bu durumu gizli tutmalarıdır. Muhammed bin Ka’b el-Kurazî, Ali'nin Ebu Bekir'den daha önce Müslüman olduğunda şüphe olmadığını, ancak Ebu Bekir'in inancını daha önce ilan etmesi nedeniyle insanların bu konuyu karıştırdığını belirtir. Taberî ve Zeyd bin Erkam gibi kaynaklar, Hatice'den sonra Muhammed'e ilk inanan ve onunla ilk namaz kılan kişinin Ali olduğu görüşünü öne çıkarırlar. Hatta Ali'nin, diğer insanlardan yedi yıl önce Muhammed ile birlikte namaz kıldığına dair beyanları da tarihi kayıtlarda yer alır; ancak bu süre bazı tarihçilerce mübalağalı bulunarak eleştirilmiştir. Ya’kûbî ve İbn Abbas gibi isimler de Ali'nin, Hatice'nin ardından İslam'ı benimseyen ilk kişi olduğunu doğrularlar. Afif el-Kindî’nin anlatımı bu durumu somutlaştıran önemli bir tanıklıktır; Kâbe’de Muhammed, Hatice ve küçük bir gencin (Ali) birlikte namaz kıldığını görmüş, Abbas bin Abdülmuttalib o dönemde yeryüzünde bu din üzere bu üç kişiden başkasının olmadığını yemin ederek ifade etmiştir. İslamiyet’in ilk yıllarında baskılar nedeniyle Ali ve Muhammed namazlarını Mekke dışındaki vadilerde gizlice kılmışlardır. Ali'nin annesi Fatıma bint Esed bu durumdan endişelenerek durumu Ebu Talib'e bildirmiş, bunun üzerine Ebu Talib onları takip ederek ibadet ederken bulmuştur. Muhammed'in tebliği üzerine Ebu Talib, kendi inancını terk etmeyeceğini ancak hayatta olduğu sürece Muhammed'i koruyacağını beyan etmiştir. Oğlu Ali'ye ise "İnandığın bu dinin aslı nedir?" diye sormuş; Ali'den "Allah’a ve peygamberine inandım, ona uyarak namaz kıldım" cevabını alınca, "O seni ancak iyiliğe çağırır, onun yanından ayrılma" diyerek bu tercihi desteklemiştir. Özetle Ali, Muhammed’in hanesinde bulunmasının sağladığı yakınlık sayesinde İslam ile en erken tanışan ve çocuk yaşta tehlikelere rağmen bu inancı benimseyen ilk erkek sahabidir. Ebu Bekir ise bu inancı topluma ilk ilan eden kişi olarak bilinmektedir.