Hilâfet veya halifelik (Arapça: خلافة); İslam coğrafyasında, dünyanın diğer bölgelerindeki krallık, hanlık, çarlık, imparatorluk ve şahlık gibi makamlara eş değer olarak kurulmuş bir devlet başkanlığı makamıdır. 632'de ölen İslam peygamberi Muhammed'in kurduğu İslam Devleti'nin liderliğini sürdüren hükümdarlar; "kral", "çar" veya "imparator" gibi bir ünvan olan "halife" (Arapça: خليفة) ünvanını kullanmışlardır.
Muhammed'in ölümünden sonra İslam Devleti'ni devam ettiren ve Hulefâ-yi Râşidîn olarak anılan ilk dört halife (Ebû Bekir, Ömer, Osman, Ali), sahabenin önde gelenlerinin seçimi ve biat alma yoluyla; Emevî ve Abbâsî halifeleri ve halife ünvanını kullanan sonraki diğer hükümdarlar ise babadan oğula geçen veraset yoluyla bu göreve gelmişlerdir. 1453'te Osmanlı padişahı II. Mehmed, İstanbul'u fethederek Doğu Roma İmparatorluğu'nu yıktı ve "Roma İmparatoru" (Kayser-i Rûm) ünvanının yanında "halife" ünvanını da benimsedi. 1517'de I. Selim, Ridâniye Muharebesi ile Kahire'deki Memlûk Devleti'ne son verdi ve İslam'ın kutsal şehirleri Mekke ve Medine'nin savunucusu oldu; bu da I. Selim'in Müslüman dünyasındaki halifelik iddiasını daha da güçlendirdi. Böylelikle Osmanlı hükümdarları; sultan, han ve şah gibi çok sayıdaki ünvanlarının yanına halife ünvanını da eklediler.
Halifelik makamının, başlangıçta tek bir toprak parçasından ibaret İslam Devleti'nin yönetim erkiyken sonradan Papalık benzeri ulusötesi otoriteye sahip dinî ve siyasi bir makam olarak algılanmaya başlayıp Sünnilerin veya "tüm dünya Müslümanlarının" temsilciliğine teşebbüs etmesi; Rus İmparatorluğu'nun Osmanlı İmparatorluğu'ndaki Ortodoksları himaye etmesini ve Osmanlıların da Kırım'daki Müslümanları himaye etmesini sağlayan 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması ile başladı. Böylelikle 7. yüzyılda Arap coğrafyasının bir bölgesi olan Hicaz'da Muhammed'in liderliğini yürüttüğü İslam Devleti'nde yaşayan ve sayıları henüz milyonları bulmamış insanları yönetmek için kurulup 13. yüzyıla kadar sürekli genişleme eğilimi gösteren İslam İmparatorluğu'nun devlet başkanlığı makamı olan hilâfet; 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması'ndan çok daha sonra, Sulu Sultanlığı'ndaki Müslümanlara Amerika Birleşik Devletleri yönetimini kabul ettiren II. Abdülhamid (1876–1909) ve bütün Müslümanları İtilaf Devletleri'ne karşı savaşa teşvik etmek için V. Mehmed Reşad'a cihat ilan ettiren İttihat ve Terakki (1913–1918) tarafından kıtalararası yetkiye sahip bir kurum veya ünvan gibi kullanılmak istendi; ancak bu girişimler Arap Ayaklanması (1916–1918) örneğindeki gibi başarısız oldu. 29 Ekim 1923'te Türkiye'de cumhuriyetin ilanıyla birlikte ülkenin devlet başkanlığı makamına kimin hangi ünvanla geçeceği sorunu çözüldü ve yaklaşık dört ay sonra, 3 Mart 1924'te ise eski rejimden kalan hilâfet makamı kaldırıldı.
Tarihte her Müslüman devletin bir halifeliği olmamıştır. İslam'ın Sünni kolu, devlet başkanı olarak bir halifenin Müslümanlar veya onların temsilcileri tarafından seçilmesi gerektiğini öngörür. Şiiler ise halifenin, Ehl-i Beyt'ten (Muhammed'in ailesi) seçilen bir imam olması gerektiğine inanırlar. Tarihteki bazı halifelikler, Fâtımî Halifeliği'ndeki (909–1171) gibi Şii Müslümanlar tarafından yönetilmiştir. 20. yüzyılın sonlarından 21. yüzyılın başlarına doğru, Terörizmle Savaş'ın ve Arap Baharı'nın ardından, çeşitli İslamcı terör grupları halifelik iddiasında bulunmuştur; ancak bu iddialar Müslümanlar arasında geniş ölçüde reddedilmiştir.
Terminoloji
Etimolojik olarak "halife" kelimesi, half (arka) kökünden türetilen ve "birinin ardından gelen, işini devam ettiren, makamını işgal eden, yerine geçen veya birini temsil eden" anlamlarına gelen bir kelimedir.
İslam öncesi Arabistan'da monarşiler, geleneksel olarak malik veya melik gibi semitik kökenli aynı kökten kelimelerle tanımlanırdı. "Halife" teriminin "Allah Resûlü'nün halifesi veya Resûlullah'ın ardılı" deyiminin zaman içinde kısaltılmışı olarak geliştiği düşünülse de, İslam öncesi döneme ilişkin çalışmalar deyimin İslam öncesinde de "Allah tarafından seçilmiş kişi, halef, vekil, temsilci" anlamlarında kullanıldığını göstermektedir. Kur'an'da ise birkaç yerde "temsilci" veya "hükümran" anlamında kullanılmıştır:
Hani Rabbin meleklere, "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım" demişti. Onlar, "Biz seni övgü ile tesbih ederken ve senin kutsallığını dile getirip dururken, orada fesat çıkaracak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın?" dediler. Allah da, "Şüphe yok ki, ben sizin bilmediklerinizi bilirim" buyurdu. (Bakara: 30)
Sizi yeryüzünün halifeleri kılan, size verdiği şeylerde sizi sınamak için kiminizi kiminizden derecelerle üstün kılan O'dur. Şüphesiz Rabbinin cezası çok çabuktur, yine şüphesiz O'nun bağışlaması ve rahmeti boldur. (En'âm: 165)
Sizi yeryüzünde halifeler yapan O'dur... (Fâtır: 39)
Ona dedik ki: "Ey Dâvûd! Biz seni yeryüzünde halife yaptık. Onun için insanlar arasında adaletle hükmet. Nefsin isteklerine uyma, sonra seni Allah'ın yolundan saptırır. Kuşkusuz, Allah'ın yolundan sapanlar için hesap gününü unutmaları sebebiyle çok ağır bir azap vardır." (Sâd: 26)
Müslümanlar arasında hilâfet yerine imamet, halife yerine ise emîr, emîr'ül-mü'minîn veya imam kelimeleri de kullanılmaktadır. Şii Müslümanlar imam ve imamet deyimini tercih etmektedirler.
Mezhepsel farklılıklar
Sünni mezhebine mensup Müslümanlar halifenin "şûra" adı verilen heyet tarafından yapılan seçimle başa gelmesini öngörürlerken, Şii mezhebine mensup Müslümanlar ise "imamet" ismini verdikleri makama seçilimin sadece Allah tarafından ve Ehl-i Beyt adı verilen seçkinler arasından yapılabileceğine inanırlar. Bu makam, Şiilikteki en büyük dinî ve manevi otoriteyi temsil eder.
Halifelik daha çok Müslümanların Sünni kanadının temsilcisi olarak kabul görülmüştür. Çünkü Şii tarafı, büyük ölçüde Sünni hilâfet yönetimi altında yaşasalar da halifeyi kabul etmemişlerdir. Şiilerin kabul ettiği imamet teokratik (dinsel) bir özellik taşımasına rağmen, halifelik büyük oranda dinî bir özellik taşımamıştır. Sünnilikte halife eleştirilebilir olmasına rağmen, Şiilikte imam eleştirilemez ve yanlışlanamaz bir makamda bulunur.
Halife, ilk zamanlarda İslam toplumunda ileri gelenlerin seçimiyle başa gelmiş; sonrasında ise bu makam Emevîler ve Abbâsîlerden itibaren ailevi bir saltanat şeklini almıştır. Abbâsîler 10. yüzyılda zayıflayarak siyasi gücünü kaybetmiş olsa da, Muhammed'den miras kalan İslam Devleti'nin devlet başkanlığı olduğu için bu ünvanı korumuştur. Abbâsîler döneminde Bağdat'ta yaşayan halife; Hülâgû Han komutasındaki Moğolların 1258'de Bağdat'ı yağmalamaları sonucunda Mısır'a, yani Memlûk Devleti himayesine kaçmıştır. Bundan sonra Abbâsî soyuna mensup halifeler, Kahire'de Memlûk himayesi altında hüküm sürmüşlerdir. 1517 yılında Osmanlı padişahı I. Selim'in Mısır'ı fethedip Memlûk Devleti'ne son vermesiyle birlikte halifelik ünvanı Osmanlı Hanedanı'na geçmiştir ve 3 Mart 1924 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kaldırılmıştır.
Sünni Müslümanlar ilk dört halifeyi "Hulefâ-yi Râşidîn" (doğru yolda olan, doğruya ve hakka sımsıkı sarılan halifeler) olarak adlandırır ve onlara bir tür kutsallık atfederler. Şii Müslümanlar ise ilk üç halifeyi Ehl-i Beyt'in hakkı olan makamın gaspçıları olarak görürler ve yalnızca dördüncü halife Ali'yi kutsallaştırırlar.
Yorumlar (0)
Görüşlerinizi Paylaşın
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!