Romanya Sosyalist Cumhuriyeti (Rumence: Republica Socialistă România, RSR) 1947-1989 yılları arasında, Romanya'daki Marksist-Leninist tek parti rejimini tanımlar. Bu devlet, 1947'den 1965 yılına kadar Romanya Halk Cumhuriyeti (Republica Populară Romînă, RPR) olarak adlandırılmıştır. Ülke, anayasasında da belirtildiği üzere, Romanya Komünist Partisi yönetimi altında, Varşova Paktı üyesi, bir Doğu Bloku ülkesiydi.
Coğrafi olarak; doğuda Karadeniz, kuzeydoğuda Sovyetler Birliği (Ukrayna ve Moldova SSC); kuzeyde Macaristan; batıda Yugoslavya ve nihayetinde güneyindeki Bulgaristan'la çevriliydi.
II. Dünya Savaşı'na Mihver Devletleri safında katılan Romanya, savaş kaybedilince Müttefiklerin üyesi Sovyetler Birliği tarafından işgal edildi. Geniş kitlelerin katılımıyla gerçekleşen komünizm yanlısı gösterilerden sonra ve Müttefik Kontrol Komisyonu'nun Sovyet üyesinin siyasi baskılarıyla, aralarında önceden yasa dışı ilan edilen Romanya Komünist Partisi üyelerinin de bulunduğu kişilerin olduğu, Sovyet yanlısı bir hükûmet 6 Mart 1945 tarihinde kuruldu. Komünist Parti üyeleri ve komünist sempatizanlar, eski yöneticilerin tamamını yavaş yavaş tasfiye ederek, iktidarın tamamını ele geçirdiler. Aralık 1947'de, Romanya Kralı I. Mihai tahttan indirildi ve Romanya Halk Cumhuriyeti ilan edildi.
İlk önce "SovRom" adı verilen, tüm vergilerden muaf Rumen-Sovyet şirketler kuruldu. Bu şirketler aracılığıyla, savaştan daha yeni mağlup çıkmış Romanya'nın belli başlı ekonomik kaynakları Sovyet kontrolüne geçmişti. Ekonominin belini büken diğer bir kara delik de SSCB'ye ödenen savaş tazminatlarıydı. Böyle olmakla birlikte, 1950'lere gelindiğinde Romanya'nın komünist liderleri, halka daha fazla bağımsızlık sözleri vermeye başladılar. 1958'e gelindiğinde Tüm Sovyet askerler Romanya'dan çekilmişti.
Nicolae Ceaușescu 1965'te Komünist Parti Genel Sekreteri, 1967 yılında Devlet Konseyi Başkanı, 1974 yılında da yeni ihdas olunan Romanya Devlet Başkanlığı görevine seçildi. Ceaușescu'nun 1968 yılında Çekoslovakya'nın İşgali durumuna karşı takındığı muhalif tutum, o esnada ülkenin içinde bulunduğu kısa süreli siyasi rahatlama dönemi, Ceaușescu'nun hem yurt içinde, hem de Batı'daki, imajını olumlu yönde etkiliyordu. Dış borçlarla sağlanan hızlı ekonomik büyüme kademeli olarak azaldı ve büyüme yerini kemer sıkma politikalarına bıraktı. Bu süreç, Aralık 1989'da Romanya Devrimi ile, totaliter Ceaușescu rejiminin yıkılmasıyla son buldu.
Komünist Romanya'da, özellikle de 1950'li yıllarda Stalin döneminde, çok sayıda insan idam edilerek öldürüldü. Hapiste ya da gözaltında ölenlerin sayısı da azımsanamayacak kadar çoktu. 1945-1965 yılları arasında, yargılamalar neticesinde infaz edilenlerin sayısı 137 kişi idi. Buna karşın, gözetim altındayken ölenlerin sayısının on binlerle, hatta yüz binlerle ifade edildiği belirtilmektedir. Bunun yanı sıra binlerce kişi çeşitli sebeplerle kovuşturmaya tabi tutuluyor, hapsediliyor ve ölüme varan işkencelere maruz kalıyorlardı.

Sovyet işgali ve komünistlerin yükselişi

Ana siyasi partilerin desteklediği Kral I. Mihai Ağustos 1944'te Ion Antonescu'yu devirdikten sonra, Romanya'yı Mihver Devletleri ittifakından koparıp, Müttefikler'in safına geçti. Taraf değiştirse de, Romanya'nın Almanlarla birlikte Sovyet işgaline katılmasından kaynaklanan, ülkesine yönelik husumeti gideremedi. Romanya kuvvetleri Sovyet komutasında çeşitli cephelerde tüm güçleriyle omuz omuza savaşmalarına rağmen, Sovyetler Birliği Romanya'yı düşmandan ele geçirilmiş topraklar olarak görüyordu. Sovyet birlikleri, Rumen devletinin, Kuzey Transilvanya'nın güvenliğini ve istikrarını garanti edemeyeceği gerekçesi ile ülkede işgal güçleri olarak kalmaya devam ediyordu.
Yalta Konferansı'nda, Sovyetler Birliği'nin Romanya üzerindeki menfaat ve talepleri kabul edilmişti. Paris Barış Antlaşması neticesinde, Romanya müttefik bir devlet olarak kabul edilmediğinden, Kızıl Ordu Romanya topraklarında kalmaya devam edecekti. İlk başlarda, diğer tüm siyasi partiler gibi, Komünist Parti de, General Constantin Sănătescu yönetimindeki savaş hükûmetlerinde pek bir varlık gösteremedi. Nicolae Rădescu hükûmetinde varlıklarını biraz daha artırdılar. Mart 1945'te, Frontul Plugarilor (Sabancılar Cephesi) isimli sol eğilimli, komünistlerle sıkı iş birliği içinde olan çiftçi örgütünün lideri Dr. Petru Groza başbakan olunca, komünistler ağırlıklarını iyice hissettirir oldular. Groza hükûmeti, kâğıt üzerinde çok geniş bir tabana yayılmıştı. Koalisyonda, Demir Muhafızlar partisi dışında kalan hemen tüm büyük partiler yer almakla birlikte, komünistler tüm kilit bakanlıkları ve görevleri ele geçirmişti. Komünistlere verilmeyen görevler de, görünürde komünist olmayan yandaşlara bırakılmıştı.
Hükûmetin tutumundan ve siyasi duruşundan rahatsız olan Kral, Groza'yı istifaya zorlamak için, hükûmetin çıkardığı hiçbir kanunu onaylamayarak yürürlüğe sokmayacağını duyurdu. Bunun üzerine Groza, Kral Mihai'nin onayını almaya gerek duymadan yasaları uygulamaya sokmaya başladı. 8 Kasım 1945 tarihinde, Kral Mihai'nin isim gününde, Bükreş'teki Kraliyet Sarayı önünde toplanan, kraliyet yanlıları ve karşıtları arasında, polis ve askerlerin de dahil olduğu, onlarca kişinin öldüğü ve yaralandığı çatışmalar meydana geldi. Sovyet subaylar, polis ve askerin halk üzerine ateş açmasını engelledi ve olayları da Sovyet askerler bastırdı.
Kralın karşı çıkmasına rağmen, Groza hükûmeti toprak reformu yaptı ve kadınlara oy hakkı tanıdı. Fakat bu hükûmet aynı zamanda, Romanya'ya Sovyet hakimiyetini de getirmişti. 19 Kasım 1946 tarihinde gerçekleştirilen seçimlerde, komünistlerin öncülük ettiği "Demokratik Partiler Bloku" oyların %84'lük kısmını elde etti. Bu seçimler; ülke çapındaki seçim yolsuzlukları, rakiplere gözdağı vermek için cinayete kadar varan eylemlerle birlikte anılacak, seçimlerin güvenilirliği üzerine ağır bir şaibe oluşacaktı. Arşiv belgeleri de, seçim sonuçlarına müdahale edildiğini doğrulamaktaydı.
Hükûmeti kurduktan sonra, Komünistler diğer merkez partileri siyasetten tasfiye etme eylemine girişti. Tasfiye eylemlerinin en dikkat çekeni, Ulusal Köylü Partisi ("Partidul Național Țărănesc") liderlerinin 1947 yılında ABD yetkilileriyle gizlice görüştüklerinin ortaya çıkmasıyla, bu partinin "vatana ihanetle" suçlanması oldu. Partinin yöneticileri, göstermelik bir mahkemede yargılanarak hapse atıldılar. Diğer siyasi partiler ise, Komünist Parti ile birleşmeye zorlanarak, siyasi yaşamdan silinip gittiler. 1946 ve 1947 yılları boyunca, savaşta Mihver Devletleri'nin yanında alan hükûmetin destekçilerinden yüzlercesi, Holokost'a katılmak ve Sovyetler Birliği'ne saldırmaktan, savaş suçlusu ilan edilerek infaz edildiler. Ion Antonescu da 1 Haziran 1946'da idam edildi.
1947 yılına gelindiğinde, Romanya monarşiye sahip tek Doğu Bloku ülkesiydi. Aynı yılın 30 Aralık tarihinde Kral Mihai, Sinaia'daki sarayında iken Groza ve Gheorghiu-Dej tarafından Bükreş'e çağrıldı. Kendi ağzından yazılmış ve önceden hazırlanmış bir istifa mektubu kendisine verilerek imzalaması istendi. Saray, komünist destekçisi askerler tarafından kuşatılarak ve sarayın tüm iletişimi kesilerek istifa mektubu zorla imzalatıldı. Saatler sonra Parlamento, monarşinin lağvedildiğini duyurarak Halk cumhuriyeti ilan etti. Komünistler, 1948 yılının Şubat ayında, sosyal demokratların geriye kalanını, kendilerine katılmaya ve Romanya İşçi Partisi adıyla yeni bir oluşumda birleşmeye zorladı. Daha özgür düşünceye sahip az sayıdaki sosyal demokrat da parti dışına itildi ve kurulacak çatı partisinin ismi de Romanya Komünist Partisi olarak değişti. Komünist olmayan politikacılar; ya hapse atıldı, ya infaz edildi ya da sürgüne kaçmak zorunda kaldı.
1936 Sovyet Anayasası'nın neredeyse birebir kopyası olan 13 Nisan 1948 Anayasası ile Romanya resmen komünist rejime geçti. Yeni anayasa, "faşist ve antidemokratik herhangi bir girişimi" yasaklamaktaydı ki, bu komünistlerin hoşuna gitmeyecek herhangi bir partinin ya da siyasi oluşumun yasaklanacağı anlamına geliyordu. Toplu tutuklamalar ve infazlar, her türlü politik baskı, köylülere kolektivizasyon konusunda yapılan baskılar, özel mülklerin kamulaştırılması gibi uygulamalar, 1948 Anayasası'nda (ve daha sonraki 1952 ve 1965 Anayasalarında da belirtilen) yer alan temel hak ve ifade özgürlüklerin sözde kaldığının, bu hükümlerin 42 yıllık komünist rejim süresince ne mahkemeler ne de yöneticiler tarafından dikkate alınmadığının göstergesiydi. Tüm bu art arda yazılan anayasalarda "herkesin dini inancında serbest olduğu" yazılmaktaysa da, devlet, ateizmi destekleyen politikalar izliyor ve bu yönde baskı uygulamaya devam ediyordu. Dini kurumların etkinliği yok edilmiş, ibadet mabetlerle sınırlanmış, görünür alanlarda dini gösteriler yapmak yasaklanmıştı. Ruhbanların toplum üzerindeki etkisini azaltmak amacıyla, 1948'de, kiliseye ait, okullar da dahil, tüm mal varlıklarının kamulaştırılması kararı alındı. Ayrıca Romanya Yunan Katolik Kilisesi'nin faaliyetleri yasaklandı ve Rumen Ortodoks Kilisesi ile birleştirildiği ilan edildi.

İlk yıllar

İlk yıllar yeni rejimden kaynaklanan değişikliklerle ve iktidarı ele geçirmek için mücadele eden kliklerin savaşı neticesinde sayısız tutuklama olaylarıyla geçti. Romanya'da üretilen emtianın nominal fiyatlarla SSCB'ye ihracına izin veren SovRom anlaşması, ülke ekonomisini zaafa uğratıyordu. 11 Haziran 1948 tarihinde, tüm bankalar ve büyük işletmeler millileştirildi.
Komünist üst yönetime hakim olan, hepsi de Stalinci, politik ve felsefi derinlikten ziyade, kişisel özellikler tarafından belirlenmiş üç farklı önemli hizip bulunmaktaydı:

Tüm savaş boyunca Moskova'da bulunan ve "Moskoflar" (Muskovitler) olarak anılan, önde gelen üyeleri Ana Pauker ve Vasile Luca olan grup.
Aralarında Gheorghe Gheorghiu-Dej'in de bulunuğu ve savaş dönemin hapiste geçiren "Hapishane Komünistleri" diye anılan grup.
Antonescu Hükûmeti zamanında ülkede kalarak gizlenen, Kral Mihai'nin 1944 Darbesi'nden sonra kurulan geniş yelpazeli hükûmette yer alan, diğer fraksiyonlardan daha az Stalinci, Lucrețiu Pătrășcanu'nun başı çektiği "Sekretarya Komünistleri" olarak anılan grup.
"Muskovitler (yabancılar) Fraksiyonu" olarak adlandırılan Pauker ve arkadaşları, soldan sağa sapma göstermekle suçlanıyorlardı. Örneğin bu grup, başlangıçta kırsal burjuvaziyi tasfiye etmek yerine, onlarla iş birliği yapmış, ancak çok daha sonra bu tutumunu değiştirmişti.
Tüm bu hizipleşme, Joseph Stalin'in desteğini alan Gheorghiu-Dej'in "Hapishane Komünistleri"' grubunun oldu. Pauker, diğer 192.000 parti üyesi ile birlikte tasfiyeye uğrarken, Pătrășcanu göstermelik bir yargılamadan sonra idam edildi.