Ömer bin Hattab (Arapça: عمر ابن الخطاب; y. 583 / 584 – Kasım 644), İslâm peygamberi Muhammed'in sahâbesi ve İslâm Devleti'nin Ebû Bekir'den sonraki ikinci halifesidir. Ehl-i Sünnet, Ömer bin Hattab'ı zaman zaman "Ömer'ul-Farûk" (عمر الفاروق) diye anarlar. Şiiler ise Ömer'in halifeliğini tanımazlar. 23 Ağustos 634 tarihinde Râşidîn Halifeliği'nin ikinci hâlifesi oldu ve bu görevi, öldürüldüğü yıl olan 644'e kadar sürdürdü.
Ömer başlangıçta, Kureyşli uzak bir akrabası olan Muhammed'in mesajının en amansız karşıtlarından biriydi. Sonra, biraz da ani bir şekilde (616 yılında) Müslüman oldu. Müslüman olduktan sonra Kâbe'de açıkça namaz kıldı. Ömer daha sonraları, kendisine el-Fârûk (ayırıcı) ünvanını veren İslâm peygamberi Muhammed'in yönetimindeki neredeyse tüm savaşlara ve seferlere katıldı. Haziran 632'de, Muhammed'in ölümünden sonra Ömer, ilk halife olarak Ebû Bekir'e biat etti. Ebû Bekir, 23 Ağustos 634'te ölmeden önce Ömer'i halefi olarak aday göstermişti. Ömer, Ağustos 634 tarihinde ikinci İslam hâlifesi olarak seçildi.
Ömer döneminde İslam Halifeliği, Sâsânî ve Bizans ordularını mağlup ederek sınırlarını benzeri görülmemiş bir oranda genişletti. Sasani İmparatorluğu'na yönelik saldırıları, iki yıldan kısa bir süre içinde (642-644) İran'ın fethiyle sonuçlandı. Ayrıca döneminde Mısır, Suriye, Lübnan, Filistin, Irak ve İran gibi önemli bölgeler devletin topraklarına dahil edildi. Yahudi geleneğine göre Ömer, Yahudiler üzerindeki Hristiyan yasağını kaldırdı ve onların Kudüs'e girmelerine ve ibadet etmelerine izin verdi. Ömer, "Dört Halife Dönemi"nde İslam Devleti'nin topraklarını en çok genişleten hâlife oldu.
Ömer, 644 yılında Fars bir köle olan Ebu Lü'lüe Firuz tarafından suikastle öldürüldü. Tarihçiler tarafından Ömer, genellikle tarihteki en güçlü ve en etkili Müslüman liderlerden biri olarak görülür. Ehl-i Sünnet geleneğinde büyük ve adil bir hükümdar ve İslami erdemlerin mükemmel bir örneği olarak saygı görür ve bazı hadisler onu, Ebû Bekir'den sonra sahâbenin ikinci en büyüğü olarak tanımlar. İsnâaşeriyye Şîa geleneğinde olumsuz görülmektedir.

Tarihsel güvenilirlik

Tom Holland'a göre Ömer'in tarihsel gerçekliği tartışılmazdır. Kadisiye'den yaklaşık on yıl sonra yazan bir Ermeni piskopos, Ömer'i "İsmail oğullarının çölün derinliklerinden ilerleyişini koordine eden güçlü bir hükümdar" olarak tanımlar. Bununla birlikte tarihçiler, Ömer ve onun gibi diğerlerinin tarihsel, gerçek hayat hikâyeleri ile onlara atfedilen menkıbeler arasında açıklığa kavuşturulmayı bekleyen, inkâr edilemez boşluklarla karşı karşıyadır. Abbasî Halifeliği'nin yükselişine kadar İslam tarihinin çoğu sözlü olarak aktarıldı. Aynı zamanda, İslam tarihinin en erken dönemlerinin incelenmesi, kaynak eksikliği nedeniyle zordur. Hikâyeler, o zamanki altın çağa duyulan nostaljiye dayalı olarak “kuruluş fetih hikayeleri” şeklinde -daha sonraki yüzyıllarda- yazılmıştır. Antoine Borrut tarafından alıntılanan Humphrey, bu döneme ilişkin hikâyelerin bir anlaşma-ihanet-kurtuluş ilkesine göre oluşturulduğunu açıklamaktadır.

Arkeolojik kayıtlar

2012 yılında Suudi Arabistan'ın El Murakkab bölgesinde bir kayanın üzerinde Ömer'in imzası olduğu düşünülen bir yazıt bulunmuştur.