Adalet Partisi (kısaca AP), hem 1961-1981 yılları arası hem de iki darbe arasında faaliyet yürütmüş liberal muhafazakâr olarak tanımlanan eski bir Türk siyasi partidir.
1961 genel seçimleri sonrası Cumhuriyet Halk Partisi ile koalisyon hükûmet kuruldu ve bu koalisyon hükûmet Türkiye'nin ilk koalisyon hükûmeti oldu. 1961-1962 yılları arasında hükûmette kaldı. 1963 yerel seçimlerinde %52 oy alarak ilk seçimini kazandı. 1965-1971 yılları arasında tek başına, 1970'li yılların büyük bölümünde ise koalisyonlarda ülke yönetiminde söz sahibi olmuş olan parti, 12 Eylül Darbesi sonrasında 1980 yılında diğer siyasi partilerle birlikte kapatıldı. Adalet Partisi içinde birçok eski Demokrat Partili politikacı bulunmaktaydı. Adalet Partisi özellikle idamların ardından oluşan toplumsal tepkiyi iyi bir şekilde değerlendirdi. Bu Demokrat Parti seçmen tabanının büyük bir kısmının AP'yi tutmasını sağladı. Adalet Partisi Türk siyasal hayatında asıl çıkışını ise 1964'te Süleyman Demirel'in genel başkan seçilmesiyle yapmıştır.
Siyasi yelpazede merkez sağda bulunan Adalet Partisi; piyasa ekonomisini benimsemiş, kalkınmacılığı ve büyümeyi hedef almıştı. Toplumsal ilişkilerde dinsel öge ve yapıları kollamakla birlikte temelde laik bir partiydi. Muhafazakâr ve liberal çevrelerin merkezine oturabilmişti. Ancak bu 1970'teki bölünmeyle son buldu ve İslamcı ve liberal kanat partiden koptu. İslamcı kanat, Necmettin Erbakan önderliğinde Milli Nizam Partisi’ni; liberal kanat ise Ferruh Bozbeyli önderliğinde Demokratik Parti’yi kurdu. Buna rağmen Adalet Partisi'nin hem kırsal hem de kentsel alanlarda etkinliği sürmüştür.
Tarihçe
27 Mayıs Darbesi'ni yapan Türk Silahlı Kuvvetleri; Demokrat Parti'nin birçok yönetici ve milletvekilini Yassıada'da toplamış, partiyi kapatmış, 16 Eylül 1961'de Hasan Polatkan ile Fatin Rüştü Zorlu'yu ve 17 Eylül 1961'de ise Adnan Menderes'i idam ettirmişti. Adalet Partisi, kapatılan Demokrat Parti'nin (DP) ardılı olarak, böyle bir ortamda siyaset sahnesine çıktı. Tahsin Demiray, Ethem Menemencioğlu, Mehmet Yorgancıoğlu, Muhtar Yazır, Necmi Ökten, Cevdet Perin, Emin Açar ve Kamuran Evliyaoğlu gibi Demokrat Parti'nin bazı eski üyeleri ile 27 Mayısçılarla görüş ayrılığına düşen emekli orgeneral Ragıp Gümüşpala ve Şinasi Osma, Halit Ağca ve Dr. İhsan Önal gibi çeşitli kişiler, 11 Şubat 1961'de bir dilekçe vererek Adalet Partisi'ni kurdular. Milli Birlik Komitesi (MBK) tarafından siyasi partilerin "demokrat" adını kullanması yasaklandığından, partiye Adalet Partisi adı verildi.
AP, kurulduğu yıl içerisinde 61 ilde teşkilatını tamamlayıp 15 Ekim 1961 seçimlerine katıldı ve %34,8 oy toplayarak 450 üyeli TBMM'de 158 milletvekilliği, 150 üyeli Cumhuriyet Senatosu'nda ise 70 senatörlük aldı. Seçim sonuçları neticesinde, birinci parti olarak çıkan Cumhuriyet Halk Partisi'nin genel başkanı İsmet İnönü liderliğinde Cumhuriyet tarihinin ilk koalisyon hükûmeti olan CHP-AP koalisyonu kuruldu. 24 Mart 1963'te Celâl Bayar'ın Kayseri Hapishanesi'nden sağlık nedenleri ile tahliye edilmesi ve Ankara sokaklarında AP'lilerce karşılanması çeşitli gençlik örgütleri ve subaylardan oluşan bir grubun Celâl Bayar'ın evini, Adalet Partisi genel merkezini, Son Havadis ve Yeni İstanbul gazetelerinin Ankara bürolarını tahrip etmesiyle sonuçlandı.
Demirel ve Bilgiç ihtilafı
Ragıp Gümüşpala'nın 1964 yılındaki ölümünden sonra parti içinde genel başkanın kim olacağı hususu tartışılmaya başlanmıştır. Sadettin Bilgiç ve arkadaşları Süleyman Demirel'e partinin genel başkanvekili olması için heyet halinde teklif götürdüler fakat Demirel bu teklifi Bilgiç'e borçlu kalmaktan korktuğu için kabul etmedi. Daha sonra bu göreve Bilgiç seçildi zaten parti içinde başkanlık için en güçlü isim kendi olarak görülmekteydi. Göreve seçildiği tarihte dönemin cumhurbaşkanı Cemal Gürsel kendine "Adalet Partisi Genel Başkanlığına" başlıklı bir yazı göndermiştir. 27 Kasım 1964 tarihindeki parti kongresi için illeri dolaşan Bilgiç'e halk tarafından genel başkanın kim olacağı hususu defaatle sorulmuştur. Adayı doğrudan açıklamasa da genel başkan adaylarının Demirel olacağını ifade etmiştir. Türkiye'nin 3. cumhurbaşkanı Celal Bayar'ın hapisten çıkması üzerine vuku bulan olaylar neticesinde Demirel partiyle arasına mesafe koymuştur. Adaylığının açıklanması için yapılan il kongre davetlerini yanıtsız bırakmıştır. Demirel'in bu tutumu parti içinde sıkıntı yaratmış, Bilgiç'in adaylığını koyması istenmiştir. Bilgiç aday olduktan sonra Süleyman Demirel de aday olmaya karar vermiş ve açıklamasını yapmıştır. Bilgiç, Demirel'e nazaran partide daha fazla öne çıkmaktaydı, Demirel mühendislik çalışmalarıyla tanınırken Bilgiç parti içi icraatlarıyla ve muhafazakâr kimliğiyle tanınmaktaydı. Partinin kongrelerinde Bilgiç'in delegeler üzerindeki etkisi hep büyük olmuştur. Genel başkanlığa iki kişi aday olunca parti içinde rekabet artmıştır. Bilgiç ve Demirel aralarında uzlaşmaya varamayınca bazı önemli görevlerde bulunan partililerden tercih yapmalarını istemişlerdir. Genel başkanın kim olacağı sorusunu ihtiva eder mahiyette olan mektup Ekrem Dikmen, Ata Bodur, Celal Kılıç, Cahit Okurer, Orhan Süersan, Ali Bozdoğanoğlu, İbrahim Tekin, Ahmet Topaloğlu, Cihat Bilgehan, Ertuğrul Akça, Etem Kılıçoğlu, Mehmet Ali Aytaş, Ali Naili Erdem, Mehmet Turgut, Cevat Önder, Mahmut Rıza Bertan, Şükrü Akkan, Mehmet Ali Ulusoy, Osman Kibar, Mehmet Karaoğlu, Kamil Özsarıyıldız, Kamil Tolon, İsmet Angı, Zahit Akdağ ve Ali Sepici'ye gönderilmiştir. Kongre öncesinde gelen cevapların 14'ü Bilgiç'in 10'u Demirel'in tarafında yer almıştır. İki kişi çekimser yanıt vermiş, iki kişiden de herhangi bir cevap alınamamıştır. Bu tablo sonucunda Demirel, Bilgiç'in kulis yaptığını iddia etmiştir. Bunun üzerine Ferruh Bozbeyli yeni bir yöntem teklifiyle gelmiş ve bir partilinin evinde toplanılıp el kaldırılmasını önermiştir. Böylelikle herkes oylamayı izleyebilecekti. Her ne kadar Cevat Önder'in konutunda toplanılması kararlaştırılsa da Gökhan Evliyaoğlu Ali Fuat Başgil'in kendine mektup gönderdiğini ve Bilgiç'in başkanlığına itiraz etmediğini ama başka bir kişinin aday olması durumunda kendinin de yarışa dahil olacağını ifade ettiğini aktarmıştır. Bunun üzerine toplantıda tansiyon yükselmiş yine karar alınamamıştır. Bu olaylar cereyan ederken başkanlığa üçüncü aday olarak yeni bir isim çıkmıştır: Tekin Arıburun. Arıburun'un adaylığı diğerlerine nazaran geri planda kalmıştır. Adaylık çalışmaları sırasında Bilgiç Demirel'in mason olduğunu söylemiş, bunun üzerine Demirel Bilgiç'in argümanını çürütür nitelikte bir belgeyi partililere gösterince Bilgiç'in iftira attığı kanaatine varılmış ve böylelikle süreç Demirel'in lehine işlemeye başlamıştır. Bilgiç'in Kıbrıs Sorunu ile ilgili konuşmaları, eski DP'li siyasetçilerin Demirel'i benimsemesi, muhafazakâr kimliği nedeniyle askerin sıcak bakmaması hususları kendinin genel başkan seçilmesini engellemiştir.
AP genel başkanı Ragıp Gümüşpala'nın 6 Haziran 1964'teki vefatının ardından geçici genel başkan Saadettin Bilgiç, 27-29 Kasım 1964 tarihlerinde düzenlenen büyük kongrede görevini Süleyman Demirel'e devretmiştir.
Yorumlar (0)
Görüşlerinizi Paylaşın
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!