Soğuk Savaş (İngilizce: Cold War, Rusça: Холодная война), ABD liderliğindeki Batı Bloku ile Sovyetler Birliği önderliğindeki Doğu Bloku arasında Truman Doktrini'nin ilanıyla başlayıp (1947) SSCB'nin dağılmasına (1991) kadar süregiden uluslararası siyasi ve askeri gerginlik dönemidir.
Soğuk Savaş döneminde, Amerika liderliğinde olan Batı dünyası ile Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin önderliğindeki komünist blok arasındaki bu gerginlik, dünya üzerinde geniş bir alana nüfuz ederek, geniş kesimleri etkilemiştir. Soğuk Savaş döneminde NATO, "Batı İttifakı" olarak da biliniyordu. Batı Bloku, NATO üyesi ülkeler ile NATO üyesi olmayan ancak ABD ile müttefik olan kapitalist ve antikomünist ülkelerden oluşmaktaydı. Doğu Bloku ise, Varşova Paktı'na üye olan komünist ve bu pakta üye olmayan diğer komünist ülkelerden oluşuyordu. Bu iki karşıt blokun yanı sıra hiçbir bloku desteklemeyen Bağlantısızlar Hareketi isimli üçüncü bir blok daha vardı. Çin ve Yugoslavya hem Doğu Bloku ülkeleri, hem de Bağlantısızlar Hareketi ülkeleriydi. Bu iki komünist ülkenin her iki blokta da olmasının nedeni Sovyetler Birliği ile olan görüş farklılıklarıydı.

Arka plan

İkinci Dünya Savaşı sırasında Adolf Hitler'in saldırganlığına karşı birlikte hareket eden üç ülke Sovyetler Birliği, Amerika Birleşik Devletleri ve Birleşik Krallık birbirlerinden birçok açıdan farklı ülkelerdi. Sovyetler Birliği 1926'dan itibaren Josef Stalin'in kararları ile yönetilen merkeziyetçi bir ülkeydi. Birleşik Krallık'ta anayasal monarşi bulunmaktaydı. Amerika Birleşik Devletleri'ndeyse kuvvetler ayrılığı bulunuyordu ve bir karar alınırken birçok aktör yönetime dâhil oluyordu.
Bir yandan Birleşik Krallık ile Sovyetler Birliği arasında tarihi anlaşmazlıklar bulunurken; Amerika Birleşik Devletleri de Sovyetler Birliği'nin komünizmin öncüsü olmasından rahatsızdı. Stalin'in İkinci Dünya Savaşı öncesi Adolf Hitler ile saldırmazlık anlaşması yapması da ülkeler arasında güven problemleri yaratmıştı. Buna karşın hem Amerika Birleşik Devletleri hem de Birleşik Krallık, Hitler'in Sovyetler Birliği olmaksızın yenilemeyeceğinin farkındaydı. Hitler'in Sovyetler Birliği'ni Barbarossa Harekâtı ile istila etmeye kalkışmasının ardından Birleşik Krallık Başbakanı Winston Churchill, Hitler'i bir "şeytan" olarak nitelendirdi ve Birleşik Krallık'ın Sovyetler Birliği'ne destek vereceğini açıkladı. Dönemin Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı Eski Bakanı Cordell Hull, Hitler'in saldırganlığı karşısında ülkesinin Sovyetler Birliği'ne her türlü desteği vereceğini duyurdu.
İkinci Dünya Savaşı sürerken, 9 Ağustos 1941'de, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Franklin D. Roosevelt ile Birleşik Krallık Başbakanı Winston Churchill Newfoundland açıklarında bir araya geldi. Savaş döneminde ilk kez buluşan ikili bu görüşmede Atlantik Bildirisi metninde uzlaştı. Woodrow Wilson'ın On Dört Maddesi'ne benzeyen bu bildiri, iki ülkenin savaşı nasıl sürdüreceğini açıklamaktaydı. Bildiride başarısız olan Milletler Cemiyeti yerine yeni ve etkili bir uluslararası kuruluşun oluşturulması gerektiği vurgulanmıştı. Bildiri Roosevelt ve Churchill tarafından imzalanırken, Stalin bildiriyi imzalamayı reddetti.
Farklılıklara rağmen bu üç ülke birlikte hareket etti. İlk olarak 1941'de İngiliz-Sovyet orduları İran'da bulunan Alman yanlısı Rıza Pehlevi'yi devirdi ve İran'ı ele geçirdi. İran'ın ele geçirilmesi sonrası Hazar Denizi üstünden Sovyetler Birliği'ne çeşitli yardımlar gitmeye başladı. Amerikan istihbaratıyla İngiliz istihbaratı enigmanın çözülmesi sonrası sahip oldukları önemli bilgileri Sovyetler Birliği ile paylaşmaya başladı. Atlantik Bildirisi'ne imza atmayan Stalin, gelişen ilişkiler üstüne 1 Ocak 1942'de duyurulan ve ilk hâli yirmiden fazla ülke tarafından desteklenen Birleşmiş Milletler Bildirisi'ne desteğini açıkladı.
İlişkiler ilerlerken Amerika Birleşik Devletleri ve Birleşik Krallık, "Önce Avrupa" politikası gütmeye başladı. Amerikan ordusunun Sovyetler Birliği'ne yapacağı çeşitli yardımlar ertelendi ve tam tersine Churchill'in ikna çabaları sonucunda Kuzey Afrika'daki İngiliz birliklere Amerikan ordusunun destek vermesi kararlaştırıldı. Stalin bu karardan hoşnut olmadı. Bununla birlikte Stalingrad Muharebesi sürerken Amerikan ve İngiliz destekleri azalmaya başlamıştı. Bu durum Stalin'in "Batılılar Nazi ve Sovyet ordularının birbirlerini imha etmesini bekliyor, sonunda da onların istediği şartlarda bir barış dayatılacak" şeklinde düşünmesine neden olmuştu. Amerikan ve İngiliz kuvvetlerinin Kuzey Afrika'daki kesin zaferi sonrası İngiliz Hava Kuvvetleri tarafından Berlin bombalanmaya başlandı. Roosevelt Almanya ile uzlaşma olmayacağını açıklayarak koşulsuz şartsız teslimiyet istedi. Almanya'da muhalefetin yükselmeye başladığı dönemde gelişen bu olaylar Hitler'in gücünü tekrar yükseltti ve Alman ordusunun Sovyetler Birliği'ne karşı savaşını sürdürmesinde, Sovyet kayıplarının artmasında önemli rol oynadı. Bu süreçte Amerika Birleşik Devletleri ve Birleşik Krallık'ın Sovyetler Birliği'nden daha bağımsız hareket etmeleri, "Önce Avrupa" diyerek Sovyetler Birliği'ni Nazi Almanyası'na karşı yalnız bırakmaları Soğuk Savaş'ın temelini oluşturdu.

Genel bilgiler

II. Dünya Savaşı'nın ardından birçok ülkede halk demokrasileri kurularak sosyalist düzene geçilmesi ve sosyalist hareketlerin birçok ülkede yayılması, ABD tarafından tepkiyle karşılandı. 5 Mart 1946'da, eski İngiliz Başbakanı ve Batı'nın önde gelen siyasetçilerinden Winston Churchill, Amerika'nın Fulton (Missouri), kasabasında, Başkan Harry S. Truman'ın yanında Sovyetler Birliği'ne karşı bir siyasal savaş ilan eden ve Demir Perde ifadesine yer veren ünlü konuşmasını yaptı. Churchill, Anglo-Sakson ülkelerindeki yöneticileri, sosyalizme karşı güç birliği oluşturmaya çağırdı. Bu konuşma, uluslararası arenada Batı Bloku için bir eylem planı oldu. Böylece bir silahlanma yarışı başlatılarak SSCB ve bağlaşıkları çerçevesinde Amerikan üslerinin ve askeri blokların kurulmasına yönelik, Soğuk Savaş dönemi açıldı. ABD, SSCB ve öteki sosyalist ülkelere karşı çevreleme stratejisi izledi. 1947 Mart ayında, ABD Başkanı Truman, SSCB'nin tehdidi altında olduğu ileri sürülen ülkelere ekonomik ve askeri yardıma dayalı doktrini ilan etti. Bir ay sonra Moskova'da toplanan müttefikler arası konferans başarısızlıkla sonuçlandı ve taraflar faşist işgalinden kurtardıkları topraklar üzerinde ayrı ayrı varlıklarını sürdürmeye devam etti.
Mayıs ayında İtalya ve Fransa hükûmetlerinde yer alan komünist partisi üyesi bakanlar, görevlerinden ayrılmak zorunda bırakıldı. 1947 Mayısını belirleyen asıl olay, Marshall Planı'nın açıklanması oldu. Çin'de Çan Kay Şek'in konumlarını savunmaları olanaksız hâle gelişi karşısında ABD, Truman Doktrini'yle öngörülen yardımı, Almanya'nın da içlerinde bulunduğu Avrupa ülkelerine yöneltmeyi, böylece ekonomik yardım sağlama umuduyla Doğu Avrupa'daki halk demokrasili ülkeleri de kendine çekmeyi hedefledi, lakin Doğu Avrupa ülkeleri Temmuz 1947'de Marshall Planı'nı reddetti. Aynı yılın Ekim ayında SSCB ve sosyalist ülkelerin dış siyasetini eşgüdümlü kılmaya yönelik olarak Kominform kuruldu. 1948 Şubatında Çekoslovakya'da halk demokrasisinin yerleşmesi karşısında, Batılı ülkeler Almanya'nın kendi işgalleri altında tuttukları kesiminde bir oldubitti yaratmaya yöneldiler. Bu gelişme üzerine ilan edilen Berlin Ablukası (Haziran 1948 - Mayıs 1949) Soğuk Savaş'ın tırmanışında önemli bir dönemeç oldu. 1949 Nisanı'nda ABD ve müttefiklerinin NATO'nun kuruluşunu ilan etmelerinin ardından Mayıs-Kasım arasında Almanya'da iki ayrı devlet kuruldu. Bu süreçte Eylül 1949'da SSCB'nin de ilk atom bombasını yaptığını açıklaması ABD'nin bu alandaki tekel durumuna son verdi. Soğuk Savaş'ın doruklarından biri, kuşkusuz 1950'de başlayan Kore Savaşı oldu; o kadar ki BM'nin Güney Kore'yi desteklemesi üzerine, bir dünya savaşının patlak vermesi tehlikesi doğdu.
1953'te Stalin'in ölümünün ardından Temmuz'da Kore'de yapılan ateşkes ile Soğuk Savaş'a göreceli bir yumuşamanın geldiğini görmekteyiz. Mayıs 1955'te Varşova Paktı'nın kurulmasının ardından Temmuz'da Cenevre'de yüz yüze gelen ABD ve SSCB temsilcileri, dünya çapında silahsızlanma konusunda herhangi bir somut sonuç alamadılarsa da, bir bakıma böylesi bir konferansın toplanması bile, gerginliğin azaltılması yolunda önemli bir adım oldu. 1957'den başlayarak Soğuk Savaş'ın varlık nedeni gitgide azaldı. Bu bağlamda 1958'de Cenevre'de nükleer denemeleri durdurma yönünde yapılan görüşmeleri, 1959'da Eisenhower - Kruşçev görüşmesi izledi. 1960'la birlikte SSCB'nin yoğunlaştırdığı barış içinde yan yana yaşama siyaseti, dünya ölçüsünde geniş yankılar uyandırdı. 1962 Küba bunalımını izleyen dönemde 1963'te ABD ile SSCB arasında nükleer denemeleri durdurmaya ilişkin Moskova Antlaşması imzalandı. 1950'li yıllara damgasını vuran Soğuk Savaş, güç gösterileri, siyasal tehdit ve şantajlar, yıkıcı ve bölücü etkinlikler, psikolojik savaş yöntemleri, kışkırtıcı propaganda vb. yöntemlerde kendini ortaya koydu. Moskova Antlaşması'yla açılan Soğuk Savaş'tan yumuşamaya doğru yönelim, 1975 Helsinki Nihai Senedi'in imzalanmasıyla siyasal düzeyde önemli bir başarıya ulaştı. Fakat 1980 sonrasında ABD tarafından başlatılan yumuşamaya son verip Soğuk Savaş'ı tırmandırma siyaseti, değişik olaylar bahane edilerek, yeniden uluslararası siyasette etkili oldu. 1985 sonlarında gerçekleşen Gorbaçov - Reagan zirvesi bu gelişimi engelleme yönünde atılan önemli bir adım oldu.
II. Dünya Savaşı'ndan sonra Doğu ve Batı bloklarının zaman zaman savaş çıkarma tehditleri bütün dünyada gerginlik yaratmıştır. Bu dönemde, insanlarda nükleer kıyamet paranoyası doğmuş, dünya devletleri ise bu iki bloktan birinin yanında yer almaya çalışmışlardır. Gerginlik hiçbir zaman taraflar arasında sıcak savaşa dönüşmemiş olsa da taraflar her anlamda birbirlerini yıpratmaya çalışmışlardır. Genel kabule göre, Berlin Duvarı'nın yıkılışı komünizmin çöküşüne zemin hazırlamış, Sovyetler Birliği'nin dağılması ile de Soğuk Savaş bitmiştir. Soğuk Savaş sürecinde her iki tarafın potansiyelleri;
Doğu Bloku Ordusu:

1800 Bombardıman Uçağı
38.000 Tank
Nükleer 12, geleneksel 495 tane Denizaltı
30 Kruvazör (189 refakat)
7,7 milyon insan gücü
700 MFBM, 75 ICBM nükleer füzeler
Batı İttifak Ordusu:

2260 Bombardıman Uçağı
16.000 Tank
Nükleer 32, geleneksel 260 Denizaltı
66 Kruvazör (1107 refakat)
76 Zırhlı ve Taşıyıcı
8 milyon insan gücü
250 MFBM, 450 ICBM nükleer füzeler
(NOT: Verilen sayılar yaklaşık değerlerdir.)
Bu şartlar altında olası bir nükleer savaş, dünya nüfusunu çok önemli derecede etkileyecek, yarattığı tahribattan dolayı çok fazla can ve mal kaybına sebep olacaktı.
Batı İttifakı ve Doğu Bloku ülkeleri askeri ve siyasi etkilerinin yanı sıra sanat, spor, edebiyat ve bilim gibi tüm alanlarda da birbirleri ile yarışmışlardır.
Bu Soğuk Savaş'ın başlamasına sebep olan iki devlet Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyet Birliği'nin arasında gözükse de diğer bütün ülkelere etkisi altına almıştır. Bu yazıda özellikle bu iki ülkenin izlediği dış politika ele alınmıştır.
Soğuk Savaş devletlerin kendilerine özgü strateji izlemelerine neden olmuştur. Bu iki devletin süper güç olması Soğuk Savaş'ı beraberinde getirmiştir. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri'nin bu süper güçleri nasıl kullandıkları merak konusudur. Amerika Birleşik Devletleri'nin soğuk savaş dönemindeki izlediği politika şu idi: Geçmişteki hatalardan ders alma, olası savaşları engellemek için de self determinasyon; yani devletlerin kendi geleceklerini kendileri belirlemesi.
1823-1939 döneminde Amerika Birleşik Devletleri genellikle kendini Avrupa devletler sisteminden izole etmiştir. İkinci Dünya Savaşı'ndan beri Amerika dış politikası sistemi diğer ülkeler arasında gerilim çıkartmıştır. Amerikan dış politikası için anahtar sözcükler barış, fırsat ve demokrasi idi. Amerika Birleşik Devletleri sadece gelişmiş demokratik hayat tarzının ışık kaynağı değil aynı zamanda uluslararası ilişkilerde ahlaklı, dürüst, demokratik model örneği olmuştur. Amerika Birleşik Devletleri barışçıl ve demokratik bir devlet politikası izlemekte idi. Amerika Birleşik Devletleri'nin diplomasi fikri şöyleydi: Çıkar uzlaşması ve çelişkilerden uzak izolasyon. Diğer taraftan Sovyetler Birliği lideri için de ideoloji önemliydi. Onlara göre kapitalizm, insanların özgürlüğünü engelleyen başlıca neden idi. Bu nedenden ötürü Sovyetler Birliği kapitalist devletleri rakip olarak görmüştür. Yukarıdaki bilgilerde Soğuk Savaş'ın başlaması ve gelişim anlatılmaktadır. Biraz daha derine inelim.
Winston Churchill ve Başkan Franklin, 1945 öncesi Quebec Konferansı'nda Sovyetler Birliği'nin savaş sonrası Avrupa kıtasına hakim bir güç olacağını düşünmüştü. Batılıların Sovyetler Birliği ile ilişkiyi kesip onları yok etme ve aynı zamanda Adolf Hitler'in tehdidini Batı'dan Rusya'ya doğru çevirme çabaları Sovyet düşmanlığının temel nedeni olarak düşünülüyordu. Yukarıda bunun detayları açıkça verilmiştir, şimdi biraz daha sonuçları ele alalım.
Soğuk Savaş iki süper gücün kesişmesi ile ortaya çıkmıştır. Her iki süper gücün liderleri barış aramış ancak kendi ideolojilerinden asla vazgeçmemişlerdir. Açık kapı politikası ile dünya çapındaki çıkarları korumuşlardır. ABD uyguladığı bütün stratejileri kendi güvenliğini sağlamak için yapmıştı. Sovyetler ise yayılmacı politikalar ile komünist rejimi yayma çabasına girmişti. İki devlet, dünyadaki süper güç olma yolundaki en büyük adamları atmıştı. ABD'nin uyguladığı politika, Rusların yayılmasının kendilerine bir tehdit unsuru olmasını engellemekti. Bundan dolayı Soğuk Savaş yıllarında en çok uygulanan politika tehdit politikasıdır. Bu stratejinin amacı, ABD'nin kendi güvenliğini, diğer güçler arasındaki dengeyi sağlayarak korumaktır.
Amerika Birleşik Devletleri Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin dağılmasından sonra dünyadaki tek süper güç olmuştur. Bunda etkili olan sebepler Soğuk Savaş yılından beri izlediği stratejidir. Bu strateji, Amerika Birleşik Devletleri dış politikasının temelini oluşturmuş ve bu bakış açısının hâlen devam ettirmektedir. Günümüz Amerika Birleşik Devletleri dış politikasını, Soğuk Savaş yıllarında izlediği politika itibarıyla çok da fazla değişime uğramadığını görürüz. Tarih sürekli olarak tekrarlanmaktadır ve benzer olaylar yaşanmaktadır.
Amerika Birleşik Devletleri'nin ekonomisinin şekillenmesinde siyasi nedenlerden dolayı Vietnam'a barışı sağlamak amacıyla girmesi ve Vietnam Savaşı sonrasında ağır ve maddi manevi yenilgiye uğraması etkilidir. Bu ekonomik şekillenmeyi, Amerika Birleşik Devletleri'nin Irak Harekâtı'nın da etkilediği söylenebilir. Amerika Birleşik Devletleri'nin Irak'ta bulunan askerlerinin geri çekilmesi, şüphesiz maddi ve manevi sıkıntılar yaratmıştır. Bunun gibi olaylar aynı zamanda Soğuk Savaş'ın etkilerindendir. Bir nevi yansıması da diyebiliriz.
Soğuk Savaş döneminin sona ermesinin ardından, 1970'li yıllar itibarıyla, her iki taraf da daha stabil ve tahmin edilebilir uluslararası sistem için birbirleri ile iletişime geçmeye başladı. Bu dönemde, stratejik silahların sınırlandırılmasıyla ve Amerika Birleşik Devletleri ile Çin'in Sovyetler Birliği'ne karşı ağırlık kazanmasıyla, açık görüşmeler sahne aldı. Ancak ülkelerarası huzur dönemi Sovyetler Birliği ve Afganistan Savaşı'nın ortaya çıkışı ile sona erdi. Sovyetler Birliği'nin Kore Havayollarını vurması ve NATO birliklerinin Able Archer 83 tatbikatını yapması tansiyonu tekrar artırdı. Amerika Birleşik Devletleri, ekonomik alanda durgunluk yaşayan Sovyetler Birliği üzerinde diplomatik, askeri ve ekonomik baskılarını daha da artırdı. 1980'lerin ortalarında yeni Sovyet lideri Mihail Gorbaçov, glasnost ve perestroyka adlı liberalleşme reformu paketlerini duyurdu ve Afganistan'da Sovyetler Birliği işgali böylece sona erdi. Federasyon ülkelerinde, özellikle Polonya'da ulusal bağımsızlık talepleri artmaya başladı. 1989 yılında Orta ve Doğu Avrupa'daki komünist rejimler çöktü. Sovyetler Birliği'ni yöneten komünist parti de kontrolü kaybetti. Sovyetler Birliği resmî olarak Aralık 1991'de parçalandı ve Moğolistan, Kamboçya ve Güney Yemen'deki komünist rejimler çöktü. Amerika Birleşik Devletleri dünyanın tek süper gücü olarak ayakta kalmayı başardı ve Soğuk Savaş bu şekilde sona ermiş oldu.