Koca Sinan Paşa (Arnavutça: Sinan Pasha Topojani; 1520 - 3 Nisan 1596, İstanbul), III. Murad ve III. Mehmed'in saltanat dönemlerinde beş kez olmak üzere toplam 8 yıl 5 ay sadrazamlık yapmış Osmanlı komutanı ve devlet adamıdır. Arnavut asıllı olan Paşa, Enderûn'da yetişmiş ve Yemen ile Tunus'u Osmanlı topraklarına katması sebebiyle bu bölgelerin fatihi olarak anılmıştır
Dört padişahın döneminde çeşitli görevlerde bulunmuş olan Sinan Paşa, Kanuni Sultan Süleyman'ın çaşnigirbaşısıyken önce Malatya Sancakbeyi olarak saraydan çıktı ve ardından Erzurum ve Halep Beylerbeyliği görevlerinde bulundu. Sultan II. Selim devrinde, Mısır Beylerbeyi ve daha sonra Kubbealtı veziri iken Yemen ve Tunus'u Osmanlı topraklarına kazandırarak Yemen Fatihi ve Tunus Fatihi unvanlarını kazanan Sinan Paşa, Sultan III. Murad devrinde İran'a karşı açılan savaşta önce doğu seferi serdarlığına, hemen akabinde de 1580 yılında sadrazamlığa getirildi.
Lüksün, yolsuzluğun ve rüşvetin doruk noktasına eriştiği bir dönemde, uzun süre sadrazamlık görevinde bulunan Sinan Paşa, Osmanlı tarihinin en kudretli sadrazamlarından biridir. Devrin tarihçileri, 1593'te Sinan Paşa'nın sadaretinde Osmanlı Devleti'ni 13 yıl uğraştıracak olan ve devleti büyük bunalımlara sokacak olan Avusturya ile uzun savaşın açılmasından, Viyana fatihi olma iddiası nedeniyle Sinan Paşa'yı sorumlu tutarlar. Rakipleri Lala Mustafa Paşa ve Ferhad Paşa ile olan iktidar mücadelesi döneme damgasını vurmuştur. Ferhad Paşa ile olan çekişmeleri sipahi ve yeniçerilerin karşılıklı ayaklanmalarına yol açıp bir kargaşa dönemi başlatmıştır.
Öldüğünde terekesinde 600 bin altın, milyonlarca gümüş akça, sandık sandık mücevherat, 600 samur kürk tespit edilmiştir. Ülkenin birçok yerinde yaptırdığı camiler yanında üç medrese ve bir mimarlık şaheseri olan Sinan Paşa Köşkü'nü yaptırmıştır. Koca Sinan Paşa'ya ait tüm evraklar bugün Topkapı Sarayı'nda Sinan Paşa Arşivi'nde toplu olarak saklanmaktadır.
Vezirliğe kadar görevleri ve Yemen serdarlığı
Sinan Paşa, Luma topraklarındaki Topojan'da doğmuş olup Arnavut kökenlidir. Sinan Paşa, Gjergj Arianiti'nin soyundan geliyordu. Osmanlı sultanının divan üyelerini listeleyen 1571 tarihli bir Ragusan belgesinde, Sinan'ın İslam'a geçen Katolik bir aileden geldiği belirtiliyor. Babasının adı Ali Bey'di ve Sinan Paşa'nın Giubizzalar gibi Katolik akrabalarıyla aile bağları vardı. Avusturyalı oryantalist Joseph von Hammer-Purgstall ona "dizginsiz Arnavut" adını vermişti. Gelibolulu Mustafa Ali, Sinan'ı yönetimde bir Arnavut kliğini desteklediği için defalarca eleştirdi. 1586 tarihli vakfiyesinde Arnavutluk'ta Ali adlı bir köylünün çocuğu olduğu ve dedesinin adının ise Abdürrahim olduğu görülmektedir. Ağabeyinin adı ise Ayas Paşa'dır, Kanuni Sultan Süleyman döneminde Vezir-i Azamlık yapmış ve 1539'da ölmüştür.
Küçük yaşta eğitimi için Enderun saray okuluna alınmıştır. Kısa zamanda ilerleyerek Kanuni Sultan Süleyman'ın çeşnigirbaşılığına kadar yükseldi. Malatya sancakbeyliği ile saraydan ayrıldı, sırasıyla Kastamonu, Gazze, Nablus sancakbeyliklerinde bulunduktan sonra Erzurum ve Halep beylerbeyliklerinde bulundu. 1566 yılında gerçekleşen ve Kanuni Sultan Süleyman'ın son seferi olan Zigetvar Seferi sırasında Halep beylerbeyiydi.
Sultan II. Selim tahta geçtikten sonra 1567'de Mısır beylerbeyi oldu. Yavuz Sultan Selim'in kızı Beyhan Sultan ve Ferhad Paşa'nın kızı Esmehan Hanımsultan ile evlendi ve bu evlilikten Sinanpaşazâde Mehmed Paşa ile Emine Hatun dünyaya geldi.
1567 yılında Yemen, Yemen Beylerbeyliği ve San‘a beylerbeyliği olarak ikiye bölünmüştü. Ancak iki beylerbeyinin anlaşmazlığa düşmesinden yararlanan Şiî Zeydî İmam Topal Mütahhar halktan zorla vergi toplandığını ileri sürüp isyana kalkışmış ve bu isyanı bastırmak isteyen Yemen Beylerbeyi Murad Paşa, isyancılar tarafından öldürülmüştü. Bunun üzerine Mart 1568'de San'a ve Yemen Beylerbeylikleri tekrar birleştirildi ancak eski bir Osmanlı sancak beyi olmasına rağmen Mutahhar'ın yanına geçen Zeydîler'den Ali bin Şevî, Aden'i ele geçirdi, böylece Zebîd ve Tihâme bölgesi hariç Yemen Osmanlı hâkimiyetinden çıkmış oldu. Yemen isyanlarının tehdit boyutuna ulaşması üzerine Habeş Beylerbeyi Özdemiroğlu Osman Paşa San'a Beylerbeyi, Şam Beylerbeyi Lala Mustafa Paşa da serdar olarak Yemen'e gönderildi. Ancak Lala Mustafa Paşa, sadâret makamında gözü olması ve aralarındaki anlaşmazlık yüzünden o esnada Mısır Beylerbeyi olan Sinan Paşa'dan tam destek göremeyince Mısır'a kadar gitmesine rağmen görevi ihmalden azledildi. Yerine kendi isteğiyle Sinan Paşa vezir olarak Yemen serdarı tayin edildi. Sinan Paşa 1569'da Mekke üzerinden Yemen'e yürüdü. Yemen Beylerbeyi Özdemiroğlu Osman Paşa, Taiz'i geri alıp Kahire kalesini kuşatmıştı ancak bu sırada İmam Mutahhar güçlü bir orduyla Özdemiroğlu Osman Paşa'ya saldırdı, Sinan Paşa'nın yetişmesiyle Mutahhar ordusuyla harbe girmeden geri çekildi ve Kahire Kalesi de ele geçirildi. Sinan Paşa ile Lala Mustafa Paşa'nın arası iyi olmadığından bu iki rakip paşa arasında mücadele içinde Lala Mustafa Paşa taraftarı olarak bilinen Özdemiroğlu Osman Paşa Yemen'den öldürüleceğinden korkarak İstanbul'a kaçtı. Fakat Sinan Paşa tarafından aleyhinde Yemen'den yazılar gönderildiği için Veziriazam Sokollu Mehmet Paşa İstanbul'da ona soğuk davrandı.
Mısır Kaptanı Kurdoğlu Hayreddin Hızır Bey denizden Aden'in üzerine hücum için hareket edince Aden muhafızı Portekizlilerden yardım istedi. Portekiz donanması 20 gemi ile Aden limanına geldiler. Kaptan Kurdoğlu Hızır Bey de 12 parça gemisiyle yetişince Portekizliler geri çekilmek zorunda kaldı. Karadan gelen asker de gelince hem karadan hem denizden kuşatılarak Aden 1569'da tekrar fethedildi. Sinan Paşa bu sırada Taiz'e yakın Elkaide denilen yerde ordugâhını kurdurmuştu. Aden'in fetih haberini alır almaz San'a üzerine yürüdü. Yol üzerinde karşılaştığı başıbozuklukları dağıtarak ederek Ibb'e kadar ulaştı. Ibb fethedildi. Ardından Damar'a ulaştı. Damar yakınındaki Hab kalesi kuşatıldı ve alındı. Ardından San'a'ya ulaştı. İmam Mutahhar ise San'a'dan çıkıp Sula kalesine kapandı. Sinan Paşa bu sırada Sana yakınındaki Havlan kalesini ve Kevkeban kalesine yakın Sibam kasabasını da ele geçirdi. Bunun ardından Kevkaban kalesi kuşatıldı. Ancak İmam Mutahhar bu sırada diğer kabileleri de harekete geçirdi ve San'a isyancıların eline duştu. Böylece Osmanlı iki ateş altında kaldı Mısır'dan ek kuvvet ve yardım istenildi. Kevkaban kalesi kuşatması çok yavaş ve zor ilerliyordu. Dokuz ay suren bu kuşatmanın sonunda San'a şehrinin kilidi durumundaki Kevkebân'ın alınması üzerine Mutahhar Sa'de'ye çekilmek zorunda kaldı ve Yemen'de yeniden kontrol sağlandı. Karşılıklı bir anlaşma imzalanarak 100 kadar kabile itaate davet edildi hepsi de itaat ettiler. Böylece 200 civarında belde ve kasaba Osmanlı Devletinin eline geçti. İkiye ayrılmış olan Yemen Beylerbeyliği ve San'a Beylerbeyliği tekrar birleştirilip Behram Paşa'ya verildi. Sinan Paşanın Yemen seferinde, daha önceden Yemende bulunanlar, sonradan destek kuvvet olarak gönderilenler dâhil toplam 10.000 ile 12.000 asker olduğu tahmini yapılmaktadır. Bu isyan hareketlerinin, Portekiz'e karşı Osmanlı Devletinden yardım isteyen Endonezya'daki Açe Sultanlığı'na güçlü bir donanmanın sevk edildiği zamanına rastlaması manidardır. Yemen'i ikinci defa fethederek düzeni sağlayan ve Yemen Fâtihi unvanını alan Sinan Paşa 1 Mart 1571'de Yemen'den ayrıldı.
Sinan Paşa, Yemen'deki tüm icraatlarını yanında bulunan Mustafa Rumuzi'ye nazım olarak ve Kutbeddin Mekki'ye nesir olarak yazdırmıştır. Ayrıca Yemen seferini minyatürleriyle resmettirmiştir ki bu minyatürler hâlen Topkapı Sarayı'nda mevcuttur. Günümüzde Yemen hakkında bu üç değerli kaynak çok önemli bilgiler vermektedir. Sinan Paşa, Yemen dönüşü tekrar Mısır beylerbeyliğine tayin edildi. Mekke ve Medine'yi ziyaret edip hacı oldu, ardından Kahire'ye görevine döndü.
Vezirliği ve Tunus seferi serdarlığı
Sinan Paşa, 1572'de de yedinci vezir olarak kubbe vezirliğine tayin edilderek İstanbul'a gelip Divân-ı Hümâyun'a girdi. Kanuni Sultan Süleyman devrinde Barbaros Hayreddin Paşa 1534'te Tunus'u Osmanlı topraklarına katmıştı ancak kısa bir süre sonra Temmuz 1535'te İspanya, Tunus'a asker çıkarıp burayı ele geçirmişti. Tunus şehri 1569'daki Osmanlılar'ın ikinci müdahalesine kadar İspanyollar'ın himayesinde kaldı. Osmanlı Devleti 1569'da tekrar Tunus şehrine hâkim oldu. Ancak Halkulvâdî ve Goletta Kalesi İskelesi İspanyollar'ın elinde bulunuyordu. 10 Ekim 1573'te İspanyollar, Tunus'ta kontrolü ele geçirmek amacıyla yeni bir harekâta giriştiler. Tunus'u alıp burada 8000 asker bıraktılar. Tunus Beylerbeyi Haydar Paşa, İspanyol işgali sırasında fazla direnç göstermeden Kayrevan'a çekildi. Bunun üzerine 1574 yılında Tunus'u İspanyollar'dan kurtarmak için sefer ilan edildi. Tunus seferi için toplam 300'den fazla gemiden oluşan bir donanma ve 40-45 bin kişilik ordu teşkil edildi. Koca Sinan Paşa, Kaptan-ı Derya Kılıç Ali Paşa komutasındaki donanma ile bu tarafa gönderilecek kara ordusuna serdar tayin edildi.
15 Mayıs 1574 Cumartesi günü Sinan Paşa, sarayda Sultan II. Selim'in elini öpüp izin aldıktan sonra devlet adamlarıyla birlikte törenle Eminönü İskelesi'ne indi. Sinan Paşa ve Kapudan Kılıç Ali Paşa, gemilere bindikten sonra donanma Beşiktaş'a geldi. Kuşluktan sonra iki saat burada beklendi. Barbaros Hayreddin Paşa'nın türbesinde hem efsane denizci hem de seferin başarısı için dua edildi. Bir süre sonra buradan ayrılan donanma, Topkapı Sarayı'nın önüne (muhtemelen Yalı Köşkü) geldi. Sinan Paşa'nın kadırgası sarayın karşısındaki selam yerine ulaştığında serdar, kendilerini izleyen padişahı ayağa kalkıp selamladı ve gemilerden de tüfek ve top atıldı. Daha sonra Yedikule yakınlarında demir atıldı. Ertesi gün de burada beklenerek askerin geri kalanı ve sefer levazımatı gemilere alındı. Bu iş tamamlandıktan sonra Tunus'a doğru hareket edildi.
14 Temmuz 1574'te Osmanlı donanması, Halkulvad Kalesi önlerine geldi ve toplarını ateşledi. Sinan Paşa, otağını deniz kenarında kurdurdu. İspanyollar'ın bütün Osmanlı askerinin ancak bir ayda alabileceğini öngördükleri Su Kulesi de ele geçirildi. Sinan Paşa, bir taraftan Halkulvad'ı muhasara ederken diğer taraftan da Tunus şehri'nin fethini kararlaştırdı. Tunus'un etrafındaki surlar müstahkem olmadığı gibi, şehirde az sayıda İspanyol askeri vardı. Tunus'un Müslüman halkı da kendi aralarında Osmanlılar'la birlikte hareket etmek üzere anlaşmaya varmışlardı. Tunus'taki İspanyollar burçlarından dolayı Bastiyon denilen kaleye sığındılar. Sinan Paşa ve Kaptan-ı Deryâ Kılıç Ali Paşa kumandasındaki donanma altı günlük bir kuşatmadnın ardından 12 Eylül 1574'te Tunus'u geri aldı. Tunus şehrinin fethinin ardından derhal Bastiyon Kalesi kuşatıldı. Bu sırada kuşatması devam eden Halkulvad direnmeye devam ediyordu. Sonunda Halkulvad'ın Sinan Paşa'nın bulunduğu taraftaki Gümrükhane Kulesi alındı. Ardından açılan gediklerden yürüyüş yapılarak dış kalenin bir kara tabyası da fethedildi. Halkulvâd Kalesi otuz üç gün direndiyse de 24 Ağustos 1574 yapılan büyük hücum sonunda ele geçirildi. İspanyol kumandanı Serbellino esir alınıp İstanbul'a gönderildi. Müstahkem kale bir daha İspanyollar'ın eline geçmemesi için tamamen yıktırıldı. Serdar Sinan Paşa, Halkulvad'ın fethinden sonra kuşatması devam eden Bastiyon'a geldi. Kısa bir süre sonra Bastiyon'un da ele geçirilmesiyle Tunus'un fethi tamamlanmıştı.
Sinan Paşa, Osmanlı tarihinin en önemli deniz zaferlerinden biri olan ve tarihe Tunus Savaşı diye geçen bu başarısından sonra Tunus'ta Osmanlı eyalet sistemini tanzim etti. Haydar Paşa'yı Tunus Beylerbeyiliğe getirdi. Tunus Kalesi tamir, tahkim ve gerekli silahlarla teçhiz edildi. Sinan Paşa, sıra kale muhafazasında bırakılacak askerin tayinine geldiğinde askerleri huzuruna çağırıp, "Her kim burada bir müddet kalır ve vazifesini yerine getirirse maaşına zam yapılacaktır" dedi. Ancak askerden bu teklife karşılık gelmediği gibi kapıkulları ile sipahiler, "Hizmeti ve fethi tamam ettik. Burada kalmaya kudretimiz yoktur" diyerek serdarın teklifine itiraz ettiler. Bunun üzerine Sinan Paşa, tellallar gönderip, "Gönüllü olarak her kim üç yıl süreyle burada kalır ve bu havaliyi koruyup vazifesinin gereğini yerine getirirse, kuloğlu ise onar akçe ile kapıya geçer, gönüllü ise kendisine 6 bin akçelik tımar verilir. Ayrıca burada kaldıkları müddetçe maaşları günde dörder akçe olur" duyurusunda bulundu. Bu duyuruyu işitenler Sinan Paşa'ya müracaatla Tunus'ta gönüllü olarak kalmaya talip oldular. Sinan Paşa şehirde 3000 yeniçeri bırakarak İstanbul'a geri döndü. Tunus'u İspanyollar'dan alarak Tunus Fatihi unvanını kazanan Sinan Paşa gösterdiği bu başarıdan dolayı dördüncü vezirliğe yükseldi.
Yorumlar (0)
Görüşlerinizi Paylaşın
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!