Christopher Nolan'ın Odyssey filmi, ilk bakışta Homeros'un destanını görkemli görsellerle aktarıyor gibi görünse de yapımın temelini aslında etkileyici ses tasarımı oluşturuyor.
Sinemaseverlerin izlerken fark etmediği ancak doğrudan bedenlerinde hissettiği bu durum, müziğin klasik anlamda duyulan bir unsur olmaktan çıkıp anlatının fizyolojik bir parçası haline gelmesini sağlıyor. Nörobilimde bedensel dinleme olarak adlandırılan bu süreçte insan beyni, düşük frekanslı titreşimleri ve çevresel sesleri otonom sinir sistemi aracılığıyla doğrudan işliyor.
Filmin en dikkat çekici unsurlarından biri olan dalga sesleri, yalnızca birer ambiyans unsuru olarak kalmıyor ve adeta izleyiciyle konuşarak gizli bir karakter gibi konumlanıyor. Fırtınalardaki kaotik yapı veya İthaka'ya yaklaşırken hissedilen kontrol, karakterlerin iç dünyasıyla birebir örtüşüyor.
Eserin son bölümlerinde kullanılan yoğun vurmalı çalgılar ise sadece savaş atmosferi yaratmıyor, aynı zamanda izleyicinin kalp atışını taklit ederek biyolojik bir gerilim oluşturuyor. Ludwig Göransson'un geleneksel senfonik orkestradan uzaklaşarak antik Yunan enstrümanları ve doğal seslerle kurguladığı bu yapı, izleyiciyi doğrudan antik dünyanın akustiğine davet ediyor.
Siren sahnelerinde ise klasik tehlikeli kadınlar klişesinden uzaklaşılarak tamamen işitsel bir psikolojik deneyim yaratılıyor. Nolan, bu tercihleriyle klasik bir film müziği sunmak yerine sinir sistemine doğrudan dokunan güçlü bir ses dramaturjisi kurmayı başarıyor.
#christophernolan #odyssey #sestasarimi #ludwiggoransson #sinema
Yorumlar (1)
Görüşlerinizi Paylaşın