XV. Louis Kimdir ve Tahta Çıkış Süreci

Tarihtede Sevilen Louis lakabıyla tanınan XV. Louis, 15 Şubat 1710 tarihinde dünyaya gelmiş ve 1715 ile 1774 yılları arasında Fransa kralı olarak hüküm sürmüştür. Güçsüz yönetimi sayesinde krallık otoritesinin ciddi şekilde zayıflamasına zemin hazırlayan bu hükümdar, ilerleyen yıllarda 1789 Fransız Devrimi'nin patlak vermesinde son derece etkili olmuştur. Fransa kralı XIV. Louis'nin torununun oğlu olan XV. Louis, Burgonya dükü Louis ile Savoyalı Marie-Adelaide'nin çocuğuydu. Ailesinden geriye kalan tek varis olması ve XIV. Louis'nin vefat etmesi üzerine 1 Eylül 1715 tarihinde henüz çok küçük yaşta tahta geçti.

Siyasi Gelişmeler ve İç Politika

Şubat 1723 tarihinde reşit ilan edilene kadar ülkeyi naip unvanıyla Orleans dükü II. Philippe yönetti. Philippe, genç kralı 1721 yılında İspanya kralı V. Felipe'nin kızı Mariana ile evlendirdi. Philippe'in aralık ayındaki ölümünün ardından başnazırlığa Conde 7. prensi Louis-Henri getirildi. Bu dönemde Mariana ile olan evlilik iptal edilerek, kral devrik Polonya kralı I. Stanislaw'ın kızı Marie Leszczynska ile evlendirildi. 1726 yılında ise kralın eski hocası Piskopos Andre-Hercule de Fleury başnazırlık görevini devraldı. Polonya ve Fransa tahtları arasındaki bu akrabalık bağı, Fransa'nın Polonya Veraset Savaşı'na dâhil olmasına ve Avusturya ile Rusya güçleriyle karşı karşıya gelmesine yol açtı.

Kişisel Yönetim ve Saray Hayatı

XV. Louis'nin siyasi olaylar üzerindeki kişisel etkisi ancak Fleury'nin 1744 yılındaki ölümünden sonra belirginleşti. Herhangi bir başnazır atamayacağını ve yönetim işlerini tek başına sırtlayacağını duyurmasına rağmen, bakanların çalışmalarına yön veremeyecek kadar tembel ve kendine güvensiz bir yapıya sahipti. Devlet yönetimi saray çevrelerindeki rakip gruplar arasında yozlaşırken, o zamanını metresleriyle geçirmeyi tercih etti. Siyasi yaşamda etkin rol oynayan bu kadınlardan biri olan Vintimille markizi Pauline de Mailly-Nesle, Fransa'yı sonuçsuz kalan Avusturya Veraset Savaşı'nda savaşa sokan gruba destek sağladı. Sarayın resmi evsahibesi seçilen Pompadour markizi Jeanne-Antoinette Poisson ise 1764 yılındaki ölümüne dek yönetim üzerindeki nüfuzunu korumayı başardı.

Gizli Diplomasi ve Dış Politika

Hükümdar her konuda pasif bir portre çizmese de, uluslararası olayların akışına gizli yollardan yön verme arzusu taşıyordu. Bu arzu, 1748 yılında kralın sırrı olarak bilinen karmaşık bir gizli diplomasi sisteminin kurulmasıyla sonuçlandı. Avrupa başkentlerine yerleştirilen Fransız gizli ajanları, kamuoyuna açıklanan hedeflere ters düşen görevler üstlendiler. Madame de Pompadour'un da etkisiyle 1756 yılında Avusturya ile resmi bir ittifak kuran kral, ardından Yedi Yıl Savaşı'na katıldı. Kara Avrupa'sında Avusturyalılara verilen destek, denizaşırı sömürgelerde İngiltere ile yapılan mücadeleyi olumsuz etkiledi. Sonuç olarak Kuzey Amerika ve Hindistan'daki Fransız sömürgelerinin neredeyse tamamı İngiltere'nin eline geçti.

Parlementlar Reformu ve Saltanatın Sonu

Hükümdarlığın son dönemlerinde, yüksek mahkeme niteliğindeki Parlementların kraliyet yasalarının yürürlüğe girmesini engelleme ayrıcalığına son verilerek otorite güçlendirilmeye çalışıldı. Adalet Bakanı Rene du Maupeou, Paris Parlement'ının yetkilerini yargı işleriyle sınırlandırarak satılması uygulamasına son verdi. Her ne kadar halkın muhalefetiyle karşılaşılsa da bu yeni adalet sistemi kralın ölümüne kadar işledi. Ancak ardılı XVI. Louis'nin bu sistemi sonlandırması, 1789 devriminin önünü açarak Bourbon monarşisinin çöküşünü hızlandırdı. Uzun süren bu saltanat, tahtın otoritesindeki büyük düşüşler ve dış politikadaki ağır başarısızlıklarla hafızalara kazındı.