René Girard (25 Aralık 1923, Avignon - 4 Kasım 2015, Stanford), Fransız edebiyat eleştirmeni, antropolog ve filozoftur. Eserleri antropolojik felsefe içinde değerlendirilmektedir. Sayısı 30'u bulan eserleriyle edebiyat eleştirisi, eleştirel teori, antropoloji, teoloji, mitoloji, sosyoloji, iktisat, kültürel çalışmalar ve felsefe gibi birçok akademik alanda etkili olmuştur. Eserlerinin farklı alanlardaki alımlanması farklı olsa da, hakkında her geçen gün yeni çalışmalar yapılmaktadır.
Özel Hayatı
René Girard'ın eşi Martha (doğumdaki soyadı McCullough) Amerikalıydı; 1952'den ölümüne kadar evli kaldılar. Martin Girard (d. 1955) ve Daniel Girard (d. 1957) adında iki oğulları ve Mary Brown-Girard (d. 1960) adında bir kızları olmuştur.
1981'de Girard, 1995'teki emekliliğine kadar kalacağı Stanford Universitesi'nde Andrew B. Hammond Fransız Dili, Edebiyatı ve Medeniyeti Profesörü olmuştur. Bu dönemde Fransızca: Le Bouc émissaire (1982), Fransızca: La route antique des hommes pervers (1985), A Theatre of Envy: William Shakespeare (1991) ve Fransızca: Quand ces choses commenceront ... (1994) isimli eserlerini yayımlamıştır.
İlk kitabını yayınlamadan önce Girard, kendini agnostik olarak tanımlamıştı; ancak daha sonraları Katolikliği benimsemiştir. Katolikliği benimsedikten sonra, "Girard kendini adamış ve uygulayan bir Roma Katoliği olmuştur."
Girard, 4 Kasım 2015 tarihinde Stanford, Kaliforniya'daki evinde 91 yaşında hayatını kaybetmiştir.
Felsefesi
Girard'ın asıl katkısı arzu psikolojisi alanında gerçekleşmiştir. Girard, insan arzusunun, teorik psikolojinin genellikle kabul ettiğinin aksine, insan bireyselliğinin sıradan bir ürünü olarak değil, taklitçi bir şekilde çalışan bir süreç olduğunu öne sürmüştür. İnsan gelişiminin, bir arzu nesnesini arzulayarak onu arzulanan bir hale getiren bir arzu modelinden üçgen şeklinde ilerlediğini ileri sürmüştür. Modelin nesnesine yönelik bu arzu, kopyalanır ve çoğu zaman bu arzunun kaynağının taklitçi arzu üçgenini tamamlayan, farkında olmadan kendimize mal ettiğimiz bir başkasından geldiğini fark ettiğimizdeye kadar kendimize aitmiş gibi görünür. Bu arzuyu sahiplenme süreci, kimlik oluşumu, bilgi ve sosyal normların iletilmesi ve maddi arzuları içerir (ancak bunlarla sınırlı değildir); Girard'a göre, tüm bunların kökeni, bilinçli veya bilinçsiz şekilde arzu için model aldığımız başkalarının arzularını kopyalamaya dayanmaktadır.
Mimetik teorinin ikinci büyük keşfi, insan kökenleri ve antropolojiyle ilgili olarak arzunun taklitçi doğasının sonuçlarını göz önünde bulundurmasıyla ortaya çıkmıştır. Arzunun bu taklitçi yapısı, insanoğlunun sosyal öğrenme yoluyla antropolojik başarısına imkan verirken aynı zamanda şiddetin tırmanma potansiyelini de beraberinde getirir. Eğer bir özne, bir nesneyi sadece başka bir özne tarafından arzulandığı için istiyorsa, o zaman arzuları aynı nesneler üzerinde birleşmek zorundadır. Ancak bu nesneler kolayca paylaşılamıyorsa (örneğin yiyecek, eş, toprak, prestij ve statü gibi), özneler bu nesneler etrafında taklitçi bir şekilde yoğunlaşan çatışmalara sürüklenebilirler. İlk insan toplulukları için bu şiddet sorununa bulunabilecek en basit çözüm, suçu ve düşmanlığı bir grubun üyesi üzerinde yoğunlaştırmak, bu kişiyi hedef alarak onu grup içindeki çatışmanın ve düşmanlığın kaynağı olarak görmek oldu. Herkesin herkese karşı şiddetli çatışmasından kaçınılması amacıyla, bir kişinin dışında herkesin birleştirici ve yatıştırıcı bir şiddete yönelmesi gerekti. Bu düzenlemeyi sağlamak adına, düzensizliğin sebebi olarak gösterilen ve suçlu ilan edilen birey daha sonra topluluğun düzen ve anlamını temsil eden bir figür olarak saygı görmeye ve hatta bir tanrı olarak kabul edilmeye başlandı. İnsan topluluklarını oluşturan ve sürdüren bu süreç, mimetik teoride "günah keçisi mekanizması" olarak adlandırılır.
Nihayetinde günah keçisi mekanizması, İlahiyatın konumunu zulmeden topluluğun aksine kurbanın yanında olacak şekilde kategorik olarak yeniden yönlendiren İncil metinlerinde açığa çıkmıştır. Örneğin Romulus ve Remus gibi diğer tüm mitler, birleşik bir topluluk olarak bir araya gelebilmek için meşruiyetleri kurbanın suçluluğuna bağlı olan topluluğun bakış açısından yazılmış ve inşa edilmiştir. Günah keçisi mekanizması kurbanın görece masumiyetini ifşa ederek artık birlik ve barış üretme aracı olarak işlev göremez hale getirilmiştir.
Yorumlar (0)
Görüşlerinizi Paylaşın
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!