Ahmed Arif (23 Nisan 1923, Diyarbakır - 2 Haziran 1991, Ankara), Türk şair ve gazetecidir.
Türk edebiyatının çok sevilerek yaygın üne kavuşmuş bir şairidir. Hayatta iken yayımladığı tek kitabı olan Hasretinden Prangalar Eskittim (1968), Türkiye'nin en çok basılan şiir kitaplarındandır. Şiirlerini samimi bir anlatımla, alışılmamış bağdaştırmalarla, serbest ölçüyle yazdı. Doğup büyüdüğü Güneydoğu Anadolu coğrafyası ve Çukurova'ya şiirlerinde önemli bir yer verdi.

Hayatı

23 Nisan 1923'te Diyarbakır'ın Hançepek semtindeki Yağcı Sokak 7 no'lu evde dünyaya geldi. Babası Rumeli'den Kerkük'e görevli gelmiş bir Türk aileye mensup ve o yıllarda Osmanlı Devleti hizmetinde memur olarak çalışan Arif Hikmet, annesi Sare Hanım ise devrin ulemasından Şeyh Abdülkadir Cibrali'nin kızı olan Erbilli bir Kürt'tür. Sekiz kardeşin en küçüğüdür. Asıl adı Ahmet Hamdi Önal'dır. "Ahmed Hamdi" dedesinin adı; yazın hayatında kullandığı "Ahmed Arif" ismindeki "Arif" ise babasının ön adıdır.
Babası Arif Bey sivil hayatta en son Siverek'te nahiye müdürlüğü görevinde bulundu. Çocukluk yılları Siverek ile babasının vekâleten kaymakamlık görevinde bulunduğu Harran'da geçti. Siverek'te, şehirde ağırlıklı olarak konuşulan dil olduğu için Zazacayı, Karakeçi'de çoğunlukla Kürt aşiretleri olduğu için Kürtçeyi, Harran'da Arapçayı öğrendi. Annesini 1929 yılında kaybetti. Onu, üvey annesi Fatma Hanım büyüttü.
İlkokulu Siverek'te, ortaokulu Şanlıurfa'daki ablasının yanında okudu. Lise öğrenimine parasız yatılı öğrenci olarak Afyon Lisesinde devam etti. Bu okulda edebiyat bilgisini zenginleştirmek için iyi bir ortam buldu. Afyon Lisesinde öğrenciyken yazdığı şiirlerin ilki, Afyon Halkevi dergisi Taşpınar'ın Kasım 1942 tarihli 94'üncü sayısında yayımlandı. 1943 yılında liseden mezun oldu.
Liseyi bitirdikten sonra bir süre Uşak'ta ağabeyi Muhammed Necati'nin yanında kaldı. Babasının emekli olup Diyarbakır'a yerleşmesi üzerine Diyarbakır'a gitti. Ardından askere giden Ahmed Arif, Riva'da yedek subay olarak yaptığı askerlikten 11 Mart 1947'de terhis oldu. Yükseköğrenimi için Ankara'ya gitti. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümüne kaydoldu, ancak mezun olamadı. Faruk Nafiz, Ahmed Muhip, Ahmed Hamdi, Cahit Külebi, Behçet Necatigil gibi o dönemin ünlü şairlerinin etkisinde kalarak şiirler yazdı. İnkılapçı Gençlik ve Meydan dergilerinde yazdığı şiirlerle adını duyurdu. Özgün şiirsel yapısını yansıtan şiirleri 1948'de yayımlatmaya başladı. Attilâ İlhan'ın düzenlediği ve Varlık dergisinin yayımladığı Şiirler-1948 adlı antolojide yer alan Rüstemo başlıklı şiiri kabul edildi.
1948 yılında Dışişleri Bakanlığının açtığı sınavı kazandı; ancak yurt dışına gönderileceği sırada Palmiro olarak bilinen şiiri nedeniyle gözaltına alındı. İtalyan komünist önder Palmiro Togliatti'nin öldürülmesi üzerine yazdığı, henüz ham durumdaki bu şiirin müsveddelerinin çalınıp çoğaltılması ve nüshaların bir arkadaşının evinde bulunması; kimi arkadaşlarının yargılanmasına, Ahmed Arif'in ise karakolda ifade verip serbest bırakılmasına neden olmuştu. Ahmed Arif, bu gözaltı nedeniyle işe alınmayınca Danıştay'a başvurdu ve Merkez Bankasında bir işe yerleştirildi. Bir yandan memuriyete, diğer yandan da eğitimine devam etti.
Şair, 1950 yılında Hürriyet gazetesinde okuduğu bir röportaj vesilesiyle, 1943'te Van'da gerçekleşen ve tarihe Muğlalı Olayı olarak geçen ve 33 kişinin kurşuna dizildiği katliamı öğrenince, bunu konu edinen bir şiir yazdı. Bir ağıt olarak tasarladığı, hiçbir zaman yayımlamayı düşünmediği 33 Kurşun başlıklı bu şiir, çok kısa zaman içerisinde elden ele dolaşarak çok bilinen bir şiir hâline geldi.
1950'de Türk Ceza Kanunu'nun 141'inci maddesine aykırı davranmak ve 1952'de gizli örgüt kurma savıyla iki kez tutuklandı. Tutukluluğu sırasında Ankara'dan İstanbul'a götürüldü ve Sanasaryan Han'da işkenceye maruz kaldı. 38 ay tutuklu kaldıktan sonra yapılan yargılama sonunda iki yıl hapis ve sekiz ay Şanlıurfa'da gözetim altında tutulma cezası verildi. Bu cezayı yargılanmadan önce fazlasıyla çektiği için 7 Ekim 1954'te tahliye edildi. Sekiz ay kamu gözetimi altında tutulma cezasının Şanlıurfa yerine Diyarbakır olarak değiştirilmesini sağlayarak kız kardeşinin öğretmenlik yaptığı Diyarbakır'a gitti, bir tuğla ve kiremit fabrikasında kâtip olarak çalıştı. Kamu gözetimi cezasını tamamladıktan sonra Ankara'ya döndü. 1954-1959 yılları arasında ise platonik aşkı Leyla Erbil'e mektuplar yazdı.
Yükseköğrenimini tamamlama imkânı bulamayan Ahmed Arif, 1956'dan itibaren Medeniyet, Öncü ve son olarak da Halkçı gazetelerinde redaktör olarak çalıştı. 1967 yılında Ankara'da tanıştığı Aynur Hanım'la evlendi, 1972 yılında oğlu Filinta dünyaya geldi. Uzun süre TKP Ankara il komitesi için çalıştı.
1960'larda Fikret Otyam'ın röportajlarına Ahmed Arif'in şiirlerinden bölümler eklemesiyle ünü yayıldı. Şiirlerinin toplandığı tek kitabı Hasretinden Prangalar Eskittim 1968'de yayımlandı. Şairin tek kitabı olan bu eser, çok yoğun bir ilgiyle karşılandı; altmıştan fazla basımı yapılarak Türkiye'de en çok baskısı yapılan şiir kitapları arasına girdi. Ahmet Kaya, Cem Karaca gibi sanatçılar tarafından birçok şiiri bestelendi. Doğduğu ve büyüdüğü bölge olan Güneydoğu Anadolu insanını şiirlerine aktaran Ahmed Arif, bu yönünden dolayı da halk arasında sevilen bir kişi oldu. Hasretinden Prangalar Eskittim'den sonra hiç şiir yayımlamadı, hatta yazmadı.
Ahmed Arif, 1977 yılında gazetecilikten emekli olduktan sonra yaşamını Ankara'da sürdürdü. Cemal Süreya, Canip Yıldırım, Cemalettin Ünlü, Muzaffer Erdost, Nedret Gürcan, Adnan Binyazar ve aile yakınları dışında kimse ile görüşmedi. Ölümünden kısa süre önce yakınlarına, ikinci bir kitap basımı için şiirlerinin hazır olduğunu, İstanbul'a giderek dikte ettireceğini ve yeni kitabının basılacağını söylediği bilinir. Fakat bu gerçekleşemedi. Yıllar boyu gazete ya da dergilere demeç vermeyen, açıklamada bulunmayan Ahmed Arif, 1989'da şair ve gazeteci Refik Durbaş ile mülakat yaptı. Bu söyleşi, önce Cumhuriyet gazetesinde yayımlandı, sonra kitap hâline geldi. Daha önce ikinci şiir kitabının adı olacağını duyurduğu Kalbim Dinamit Kuyusu, bu söyleşi kitabının adı oldu. Şair, Ankara'daki evinde 2 Haziran 1991 tarihinde geçirdiği kalp krizi sonucu öldü.
Ahmed Arif'in Cemal Süreya'ya yazdığı mektuplar, 1992 yılında kitap olarak yayımlandı. Şairin, Hasretinden Prangalar Eskittim'e almadığı şiirleri, 2003 yılında Yurdum Benim Şahdamarım başlıklı kitapta toplandı. Leyla Erbil'e yazdığı aşk mektupları, 2013 yılında Leylim Leylim başlığıyla kitaplaştırıldı.

Edebî eleştiri

Ahmet Oktay'ın 1990 tarihli Karanfil ve Pranga adlı çalışması Ahmed Arif şiiri üzerine yapılmış en detaylı çalışma olarak kabul edilir. Ayrıca, Muzaffer İlhan Erdost'un Üç Şair başlıklı kitabında da Ahmed Arif şiirinin yorum ve çözümlemeleri bulunmaktadır.
Ahmed Arif’in şiiri, yalnızca toplumcu gerçekçi bir çizgi içinde değil; Anadolu’nun çok kültürlü yapısını, sözlü anlatı geleneklerini ve özellikle Doğu ile Güneydoğu Anadolu’nun dilsel-kültürel hafızasını modern şiire taşıması bakımından da değerlendirilmiştir. Araştırmalarda şairin halk söyleyişlerini, ağıt ve destan ritmini, yerel deyimleri, Kürtçe ve bölgesel söyleyiş özelliklerini şiir diline taşıyarak kendine özgü bir poetik yapı kurduğu belirtilir. Ahmed Arif’in şiirlerinde tekrarlar, hitap biçimleri, ses yinelemeleri ve karşıtlıklar yalnızca estetik unsurlar değil; kolektif hafızayı ve toplumsal duygulanımı taşıyan söylemsel araçlar olarak da yorumlanmıştır. Bazı çalışmalarda Ahmed Arif’in şiirindeki Anadolu vurgusunun, Kürt kimliği ve bölgesel aidiyetle iç içe geçmiş kültürel bir hafıza alanı oluşturduğu; şairin doğrudan politik bir kimlik söyleminden ziyade, yerel yaşam biçimlerini, yoksulluğu, dışlanmışlığı ve toplumsal acıları şiirselleştirerek bu aidiyeti görünür kıldığı ifade edilmiştir.