Jacques Marie Émile Lacan (13 Nisan 1901 – 9 Eylül 1981), "Freud'dan bu yana en tartışmalı psikanalist" olarak anılan Fransız psikanalist ve psikiyatr.
Geliştirdiği psikanaliz kuramlarının yanı sıra 20. yüzyılın en önemli düşünürlerinden biri olan Lacan, yapısalcılık, postyapısalcılık, eleştirel teori, feminist teori, sinema, kültürel çalışmalar gibi pek çok alanda ve çağdaş kıta felsefesinde oldukça etkili olmuştur.
Her ne kadar Lacan kendi çalışmalarını "Freud'a bir şerh" olarak sunsa da, döneminin dilbilim, antropoloji ve felsefe gibi geniş bir literatürünü Freud'un psikanaliz teorileriyle birlikte yorumlayan ve kullanan Lacan, oldukça özgün bir düşünce sistemi ortaya koymuştur.
Michel Foucault, Gilles Deleuze, Felix Guattari, Luce Irigaray, Julia Kristeva, Alain Badiou, Louis Althusser, Slavoj Žižek gibi pek çok düşünür kendi düşüncelerini, destekleyerek ya da karşı çıkarak, Lacan'ı temel alarak geliştirmiştir.
1977'de Fransız parlamentosuna rıza yaşına ilişkin birkaç maddenin yürürlülükten kaldırılması için verilen bir dilekçede Jean Paul Sartre, Foucault gibi isimlerle birlikte Lacan'ın da imzası vardır.

Yaşamı

Tam adı Jacques-Marie Emile Lacan'dır. 13 Nisan 1901'de Paris'te doğmuş, 9 Eylül 1981'de aynı yerde ölmüştür. Tıp eğitimi aldıktan sonra, 1932'de "Kişilikle İlişkileri Açısından Paranoyak Psikoz" adlı doktora teziyle psikiyatr olur. Daha sonraki çalışmaları da yine özellikle kuramsal-felsefi alanda yoğunlaşacak ve yeni bir Freud okumasıyla psikanalizi yeniden temellendirmeye yönelecektir.
Lacan'ın genel teorik şeması ve argümanları anlaşılmakla birlikte, genelde sözlerinin oldukça karmaşık, belirsiz ve anlaşılması güç bir niteliğe sahip olduğu bilinir. Dolambaçlı ve çetrefilli söz oyunları, eğretilemeler, anlaşılması ve yorumlanması güç göndermeler, düşüncelerini yazmaktan çok konuşarak anlatmaktan kaynaklanmaktadır. Dokümanlar, daha çok öğrencilerinin ve izleyicilerinin tuttuğu notlar ve ses kayıtlardan oluşur. Dönemin Fransız aydınları seminerlerinin sıkı bir takipçisi olmuşlardır. Başlıca çalışması Ecrits (Yazılar) 1966'da yayımlanmıştır. Bu dönem, bir yandan yapısalcılığın Fransa'da çok etkili ve güçlü olduğu, bir yandan da postyapısalcı düşüncenin kendini geliştirmekte olduğu bir zamandır. Lacan'ın düşünce dünyası her iki paradigmayıda derinden etkilemiştir.
Kuramsal psikanaliz alanındaki çalışmaları Sigmund Freud'un yeniden yorumlanmasıyla yapısalcılık'tan postyapısalcılığa (Yapısalcılık ötesi) uzanan bir yol izler. Dolayısıyla Lacan, yalnızca önemli bir psikanaliz kuramcısı olarak değil, daha başlangıçta psikanaliz, dilbilim, antropoloji ve felsefe alanındaki geçişkenliği sağlamasıyla ve ardından da geliştirdigi formülasyonların ve kavramların felsefi düzlemde yol açtığı sarsıcı sonuçlarıyla 20. yüzyıl felsefesinin önemli isimleri arasında yerini almıştır.

Freud'a Dönüş ve Lacan'ın Psikanaliz Yorumu

20. yüzyılın en tartışmalı kuramsal alanlarından birisi psikanalizdir. Daha Freud'un ilk çalışmalarından itibaren psikanalizin kuramsal statüsü sürekli sorunsallaştırılmış, psikanalizin bilim olup olmadığı, bilimse bir bilim olarak nasıl temellendirilebileceği, yani epistemolojik düzlemde nasıl ortaya konulabileceği her zaman tartışma konusu olmuştur. Oysa psikanalizin bilinç ve bilinçdışına dair açıklamaları felsefi ve özellikle bilgi üzerine yapılan, tartışmaların yönünü değiştirmiştir. Ama bu statü konusu yine de tartışmalı olmaya devam etmiş ve Freud'un ardılları ve özellikle Amerika'a oldukça etkili olan Freud'un kızı Anna Freud, psikanalizi bu sorunlardan ziyade daha çok "benlik (ego) psikolojisi" yönünde geliştirmeye yönelmiştir.
Lacan'ın başlangıç noktası, öncelikle bu teorik statünün ve epistemolojik temel noktaların yeniden değerlendirilmesidir. Freud, çalışmalarınında genelinde bu kuramsal sorunları karşılamaya çalışır, özellikle başlangıç çalışmalarında bu yöntemsel arayış görülebilir. Ancak ilk dönemlerinde o zamanın (ve hala daha) baskın bilimsel bakış açısı olan pozitivizmin düzleminden önemli ayrımlar oluşturmasına rağmen tamamen çıkamaz. Yine de, özellikle epistemolojik anlamda Freud'un bilim olarak psikanalizi kuramsal olarak da temellendirmeye çalıştığını ve bunun için önemli adımlar attığı söyleyebiliriz. Lacan öncelikle bu adımların takipçisi ve savunucusu olmuştur. Lacan'ın, kendisini bir Freud savunucusu olarak ifade ettiği ve bunu özellikle Freud sonrası kuramsal adımlardan vazgeçen ya da onları yadsıyan psikiyatri eğilimine karşı kendi psikanaliz yorumunu ortaya koyduğu söylenebilir. "Benlik psikolojisi" Lacan için kabul edilemez bir yöndür.
Lacan İd - Ego - Süperego kuramını mutlak olarak varsayma eğilimden uzaktır diyebiliriz. O, daha çok erken dönem Freud denilebilecek bilinçdışının yapısı, oluşumu, yeri ve işleyişi ile uğraşan Freud'la bağlantılıdır. Çünkü Lacan'a göre psikanaliz, bir bilim olarak bilinçdışının bilimidir.
Psikanaliz bir bilim olacaksa, öncelikle epistemolojik olarak kendi ayrımını temellendirebilmelidir, yani nesnesini ayrıştırabilmelidir. Bu noktada Lacan pozitivizm-ampirizm sonrası gelişen bilim anlayışını kuramsal olarak temel alır ve Freud'u buna göre yeniden okur. Buna göre, psikanalizin nesnesi (Freud'un da pek çok yerde işaret etmiş oldugu ama tamamen açık kılamadığı haliyle), bilinçdışıdır. Bunun bir teorik nesne olduğunu ve burada ayrıca psikanalizi başka bilimlerden ayırmak üzere, bilinçdışının, özgün bir teorik nesne olduğunu da belirtmek gerekir. Althusser'in Lacan üzerine erken yazılarından birinde belirttiği gibi, bu Lacan'ın onu yeni bir düzleme getirmek üzere "Freud'a dönüş hareketi" dir. Böylece, yani bu dönüş girişimiyle Freud ve dolayısıyla da psikanaliz, doğum zamanının sınırlarından ve sorunlarından çıkarılıp yeniden ve doğru bir şekilde değerlendirilebilecektir.
Bunun anlamı, söz konusu nesnenin (bilinçdışının) biyoloji ya da sosyoloji temelli yöntemlerle ya da kavramlarla incelenip açıklanamayacağıdır. Psikanaliz, bu noktada kuramsal bir zorunluluk olarak ortaya çıkar ve dolayısıyla da bu noktadan itibaren kuramsal olarak temellendirilmelidir. Lacan'ın Freud'un kuramsal çalışmalarına yönelik kategorik ısrarı ve klasik psikiyatri geleneğini reddetmesi öncelikle bu noktaya ilişkindir. Lacan yapısalcılık üzerinden, özellikle ve belirgin olarak Ferdinand de Saussure'ün geliştirdiği dilbilim üzerinden psikanalizi değerlendirmeye yönelir ve bu yönelimin ilk ortaya çıktığı yer psikanalizin bir bilim olarak nasıl anlaşılması gerektigi noktasıdır. Sonrasında inceleme nesnesini (bilinçdışını) ele alırken de aynı şekilde bu dilbilim modeli izlenmiştir. Bunun sonucunda, Lacan'ın Freud'u yeniden okuması geleneksel psikiyatriye göre çoğu zaman bir anti-psikiyatri olarak görünür.