Abdülmecid Efendi (Osmanlıca: عبد المجيد افندی; 29 Mayıs 1868, İstanbul - 23 Ağustos 1944, Paris) veya II. Abdülmecid (Osmanlıca: عبد المجید ثانی, romanize: Abdü’l-Mecîd-i sânî), 32. Osmanlı padişahı Abdülaziz’in oğlu, Osmanlı Hanedanı'ndan gelen son İslam halifesi ve iki kutsal caminin hizmetkârıdır. 16 Mayıs 1926 ile 23 Ağustos 1944 yılları arasında Osmanlı Hanedan Reisi unvanını taşıdı. Aynı zamanda hanedanın tek ressam üyesidir, müzisyendir ve döneminin Türk ressamları arasında yer almıştır.
Sultan Abdülaziz ile Hayranıdil Kadınefendi'nin oğlu olarak doğan Abdülmecid, babasının tahttan indirilmesinden sonra uzun süre sarayda kapalı bir hayat yaşadı ve bu dönemde özel eğitim alarak yabancı diller, felsefe ve sanatla ilgilendi. Sarayda Osman Hamdi Bey ve Salvatore Valeri'den resim dersi aldı. Amcasının oğlu Mehmed Vahdettin'in 4 Temmuz 1918’de tahta çıkması üzerine Osmanlı tahtının veliahdı oldu ve bu unvanı 1 Kasım 1922'de saltanat kaldırılıncaya kadar korudu. Birinci Dünya Savaşı sonrasındaki işgal yıllarında İstanbul'da kaldı ve Ankara'daki Millî Mücadele hareketini destekledi. Sultan Vahdettin'in ülkeden ayrılmasının ardından, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 18 Kasım 1922'de halife seçildi. Böylelikle siyasi ve devlet başkanlığı yetkileri olmadan sadece dini liderlik yapan tek halife oldu. Yeni rejimle yaşanan siyasi uyumsuzluklar nedeniyle görevi iki yıldan az sürdü; Osmanlı halifeliğine resmen son veren 431 sayılı Kanun'un kabul edildiği 3 Mart 1924 tarihine kadar bu unvanı taşıdı. Tarihe "Son Osmanlı Halifesi" olarak geçti.
Osmanlı Hanedanı'nın yurt dışına çıkarılması kararıyla aynı gece ailesiyle birlikte Türkiye'den sürüldü. Sürgün hayatını önce İsviçre'de, ardından Fransa'nın Nice ve Paris şehirlerinde geçirdi. Sürgündeyken de resim ve müzik çalışmalarına, anılarını yazmaya devam etti. 23 Ağustos 1944'te Paris'te kalp krizinden öldü. Cenazesinin Türkiye'ye gömülmesi talebi hükümet tarafından reddedilince naaşı on yıl Paris Camii'nde bekletildi ve 1954 yılında Medine'deki Cennetü'l-Baki mezarlığına defnedildi.
Yaşamı
Sultan Abdülaziz'in dördüncü oğlu olarak 29 Mayıs 1868ʼde İstanbul'da doğdu. Annesi Hayranıdil Kadınefendi'dir.
1876'da babasının tahttan indirilmesinden sonra Sultan II. Abdülhamid'in gözetiminde Yıldız Sarayı'ndaki Şehzâdegân Mektebinde sıkı bir eğitim aldı. Tarihe ve edebiyata meraklı, dil öğrenmeye yatkındı. Arapça, Farsça, Fransızca ve Almanca öğrendi. Sanâyi-i Nefîse hocaları ile ilişki kurdu. Osman Hamdi Bey, Salvatore Valeri'den resim dersi aldı. Fausto Zonaro ile dostluk kurup resim çalışmalarında onun yolunda ilerledi.
Taht sırasında çok gerideydi. İcadiye'deki köşkünde sanatla meşgul olarak yaşadı. Dönemin saray geleneklerine uygun olarak alafranga yaşama ilgi duydu. Şahsuvar Başkadınefendi'den oğlu Ömer Faruk Efendi, Mehista kadınefendi'den kızı Dürrüşehvar Sultan dünyaya geldi.
Köşkünde, ailesiyle birlikte dışa kapalı olarak yaşamayı II. Meşrutiyet'in ilanına kadar sürdürdü. Yeni rejimin ilanından sonra ülkede kurulan pek çok sivil ve sosyal kuruma destek verdi. Ermeni Kadınlar Birliğinin başdestekçisi, Hilâl-i Ahmer Cemiyetinin fahri başkanıydı.
Resim ve müzik sanatları ile çok yakından ilgiliydi. Türk resim sanatının öncü isimleri arasında yer aldı. 1909'da kurulan Osmanlı Ressamlar Cemiyeti'nin fahri başkanlığını yaptı. Yurt içinde ve yurt dışındaki çeşitli sergilere tablolarını gönderdiği bilinen Abdülmecid Efendi'nin eserlerinden birisi Paris'teki büyük yıllık sergide sergilenmiş; Haremde Beethoven, Haremde Goethe, Yavuz Sultan Selim adlı tabloları 1917'de Viyana'daki Türk ressamlar sergisinde sergilenmiştir. Özellikle portre alanında başarılı idi. En önemli portrelerinden biri devrinin ünlü şairi Abdülhak Hamit Tarhan'ın portresidir. Kızı Dürrüşehvar Sultan'ın, oğlu Ömer Faruk Efendi'nin portreleri en bilinen eserlerindendir. Osmanlı Ressamlar Cemiyeti'nin gazete çıkarma girişimleri, Galatasaray sergileri, Şişli Atölyesi'nin kurulması, Viyana sergisi, Avni Lifij'in Paris'te burslu okutulması onun desteklediği sanatsal olaylardandır.
Resim kadar müziğe de büyük ilgi duyan Abdülmecid, ilk müzik derslerini Feleksu Kalfa'dan aldıktan sonra Macar piyanist Géza de Hegyei ve keman virtüözü Carl Berger ile çalıştı. Ünlü besteci Franz Liszt'in öğrencisi olan Hegyei'ye kendi yaptığı Liszt tablosunu; Carl Berger'e ise, kendi ürünü bir beste olan Elegie’yi armağan ettiği bilinir. Keman, piyano, viyolonsel ve klavsen çalan Abdülmecid'in üzerinde eski Türkçe harflerle adının yazılı olduğu 1911 yapımı değerli piyanosu Dolmabahçe Sarayı’nda 48 numaralı odada saklanmaktadır. Çok sayıda bestesi olduğu bilinir ancak eserlerinin pek azına ulaşılabilmiştir.
Veliahtlığı
31 Mart Olayı’ndan sonra II. Abdülhamid tahttan indirilmiş; Veliaht Reşat Efendi tahta çıkarılmış; Şehzade Abdülmecid Efendi’nin ağabeyi Yusuf İzzeddin Efendi veliaht olmuştu. Yusuf İzzeddin’in 1916’da intihar etmesinden sonra Sultan Abdülmecid’in oğullarından Şehzade Vahdettin veliaht tayin edildi. 3 Temmuz 1918’de VI. Mehmed Reşad’ın ölümü ve Vahdettin’in tahta çıkması üzerine Şehzade Abdülmecid Efendi veliaht ilan edilmiştir.
Veliaht Abdülmecid Efendi, I. Dünya Savaşı sonunda İstanbul’un işgal altında bulunduğu sırada Sultan VI. Mehmed’e, Damat Ferit Paşa hükûmetini eleştiren lâyihalar gönderdi. Kuvâ-yi Milliye lehinde beyanlarda bulundu. Damat Ferit Paşa, Veliaht Abdülmecid Efendi ile arasını düzeltmek için Mediha Sultan, Saliha Sultan, Zülküf Paşa gibi kişileri araya koyduysa da ve hatta bir gün Zülküf Paşa'ya "Münasebetsiz kimselerle görüşmemek, padişahı layihalarla taciz etmemek ve Çamlıca'dan Dolmabahçe Sarayı'na taşınmak" şartıyla Abdülmecid Efendi'yle barışabileceğini söylediyse de Abdülmecid Efendi Damat Ferit'in bu tekliflerini hiçbir zaman kabul etmedi. Damat Ferit hükûmeti yerine Ali Rıza Paşa hükûmeti kurulduktan sonra Vahdettin’e karşı muhalif tutumunu değiştirerek, oğlu Şehzade Ömer Faruk Efendi’yi amcazadesi Sultan Vahdeddin’in küçük kızı Sabiha Sultan ile evlendirdi.
13 Ocak 1920'de, yaklaşık 150.000 kişilik büyük bir katılımla düzenlenen Sultanahmet Mitingi'ni otomobilinden takip etmiş ve burada kendisine yaklaşan gençleri coşkulandıran kısa bir konuşma yapmıştır.
Ülkeyi işgallerden kurtarmak için Anadolu’da örgütlenen Kuvâ-yi Milliye hareketi, eski yaverlerinden Yumni Bey aracılığıyla onu 1920 Temmuz'unda Ankara’ya davet ettiklerinde olumlu yanıt vermedi. Ankara ile teması, Sultan Mehmet Vahdettin tarafından haber alınınca Çamlıca’daki veliahtlık dairesinden alınarak Dolmabahçe Sarayı’ndaki özel dairesinde 38 gün göz hapsinde tutuldu.
Türk Kurtuluş Hareketi’nin önderi Mustafa Kemal, Şubat 1921’de bir mektup daha yazarak kendisine sultanlık teklif ettiğinde, Abdülmecid bir kere daha “hayır” yanıtı verdi. Kendisi yerine, oğlu Ömer Faruk'u Ankara'ya gönderdi ama Mustafa Kemal Paşa, Ömer Faruk'u kabul etmeyerek payitahta geri gönderdi. Abdülmecid Efendi, 1921 sonunda Anadolu'ya geçmek için Fevzi Paşa aracılığıyla bir girişimde bulundu. Konu Meclis'te görüşüldü, uygun görülmedi.
Kurtuluş Savaşı’nın zaferle sonuçlanmasından sonra toplanacak barış konferansına hem Ankara hem de İstanbul hükûmetlerinin davet edilmeleriyle başlayan ihtilaf üzerine TBMM 1 Kasım 1922’de kabul ettiği kanunla saltanatı kaldırdı. Saltanatın kaldırılması ile birlikte Abdülmecid'in veliaht sıfatı kayboldu.
Yorumlar (0)
Görüşlerinizi Paylaşın
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!