Paul Klee (18 Aralık 1879 – 29 Haziran 1940), Alman kökenli İsviçreli ressam. İlk olarak oryantalizmi öğrenen Klee, kendisine özgü tarzı ile dışavurumculuk, kübizm, gerçeküstücülük gibi pek çok akımda etkili oldu. Sanatçı renk teorisi hakkında çok fazla tecrübe sahibiydi ve bu tecrübelerini yazdı. Çalışmaları ressamın çocuksu perspektifini, mizah anlayışını, kişisel hislerini, inançlarını ve müzikselliğini yansıttı. Klee ve Rus ressam arkadaşı Wassily Kandinsky, Bauhaus okulunda eğitmenlik yapmalarıyla da ünlendiler.
Hayatı
İsviçre'de Bern yakınlarındaki Münchenbuchsee'de dünyaya geldi. Babası Hans Klee müzik öğretmeniydi. Annesi Ida Frick ise şarkıcılık eğitimi almıştı. Ressam, çiftin iki çocuğundan küçük olanıydı.
Ressam, küçük yaşlarda hem resimle hem de müzikle uğraşmaya başladı. Yedi yaşındayken keman çalmaya başladı. Sekiz yaşında ise büyük annesi ona boya kalemleri hediye etti. Klee'nin hem müziğe hem de resme eşit derecede yetenekliydi. Küçüklüğünde ailesinin de yönlendirmesi ile müzisyen olmaya odaklansa da ergenlik döneminde görsel sanatlar ile ilgilenmeye karar verdi. Bunun bir sebebi ailesine başkaldırması olsa da esas neden modern müziğin kendisine bir şey ifade etmediğini fark etmesiydi. Klee, konuyla ilgili "Müzikal başarılarla dolu tarihi yok sayarak müziğe yaratıcı ve detaylı bir şekilde girmek için bir sebep bulamadım." dedi. Bir müzisyen olarak on sekizinci ve on dokuzuncu yüzyılın geleneksel çalışmalarıyla kendini kısıtlayan Klee, bir ressam olarak ise radikal fikirler ve stiller üretti ve denedi.
1897 yılında günlük tutmaya başladı. Ressam, 1918 yılına kadar günlüğüne yazmaya devam etti. Bu günlükler daha sonraki yıllarda ressamın hayatı ve düşünceleri hakkında izleyenlerine bilgi verdi. Eğitim hayatı boyunca okul kitaplarına karikatürler çizdi. Bern'de okuduğu lisenin bitirme sınavlarını zor bir şekilde geçen Klee, "beşeri bilimler" dalından mezun oldu. Klee, mezuniyetinde yaşadığı zorluklarla ilgili "Yine de tamı tamına minimumu gerçekleştirmek zordur ve bazı riskler içerir." diye yazdı. Klee, müzik ve sanata büyük bir ilgi duyup, zamanının büyük çoğunluğunu bu konulara harcasa da aynı zamanda iyi bir edebiyat okuyucusuydu. Daha sonraları ise sanat tarihi ve estetik ile ilgili iyi bir yazar oldu.
Ailesinin gönülsüz bir şekilde verdiği izinle 1898 yılında Münih Güzel Sanatlar Akademisi'nde Heinrich Knirr ve Franz von Stuck ile birlikte okumaya başladı. Çizim konusunda çok başarılı olmasına rağmen renk duyarlılığı konusunda eksikleri vardı. Bu konuya daha sonra değinen Klee, "Üçüncü kışımda resim yapmayı asla öğrenemeyeceğimi fark ettim" dedi. Akademi'de okuduğu bu gençlik günlerinde, Klee, zamanını barlarda geçirdi ve alt sınıf kadınlar ve ressam modelleri ile ilişkiler yaşadı. 1900 yılında, gayrımeşru bir çocuk sahibi oldu. Bu çocuk, doğumundan birkaç hafta sonra öldü.
1901 yılında, Klee, kendisine yön veren ilkelerini şöyle yazdı: "Her şeyden önce, yaşama sanatı; daha sonra ideal sanatım olarak şiir ve felsefe ve benim gerçek sanatım olan plastik sanatlar;ve son başvurduğum, çizim." Güzel Sanatlar'dan mezun olduktan sonra Klee, arkadaşı Herman Haller ile İtalya'ya gitti. Roma, Floransa ve Napoli'de kaldılar. Geçmiş yüzyılların usta ressamlarının çalışmalarını incelediler. İtalya günleriyle ilgili: "Forum ve Vatikan benimle konuştu. Hümanizm beni boğmak istedi." dedi. İtalya'nın renklerinden etkilenmesine rağmen, üzülerek "Rengin bu alanında benim için uzun bir mücadele var" dedi. Klee için renk sanatta iyimserliği ve asilliği temsil ediyordu. Ressam, siyah-beyaz grotesk figürleri ve satirleri ile karamsar doğayı ifade etmeyi umuyordu. Bern'e döndükten sonra ailesiyle uzun yıllar yaşadı ve fırsat buldukça sanat kurslarına katıldı. 1905 yılında, isli cam levhaya toplu iğne ile çizim yapmak gibi bazı deneysel teknikler geliştirdi. Bu teknikle içlerinde Babamın Portresi (1906) de olan elli yedi çalışma yaptı. Ayrıca, Inventionen ismini verdiği on bir tane çinko tabak gravür yaptı. Grotesk yaratıklar çizdiği bu tabaklar sergilediği ilk eserleri oldu. Bu eserlerle ilgili "Gravürlerimden çok memnun olmama rağmen bu şekilde devam edemezdim. Ben bir uzman değildim." yorumunu yaptı. Klee, o dönemde hâlâ müziğe zaman ayırıyor, bir orkestrada keman çalıyor ve konser/tiyatro yorumları yazıyordu.
Evliliği ve erken dönem çalışmaları
1906 yılında Bavyeralı piyanist Lily Stumpf ile evlendi ve aynı yıl içerisinde Felix Paul ismini verdikleri bir oğulları oldu. Çift, Münih'in bir banliyösünde yaşadı. Stumpf piyano dersleri verip çeşitli gösterilere katılırken Klee de evde kalıp sanat çalışmalarına devam etti. O günlerde sanatçının dergi ressamı olma çabaları başarısızlıkla sonuçlandı. Klee'nin sanat çalışmaları hem ev işlerine ayırdığı zaman hem de sanatına yeni bir yön bulmaya çalışması sebebiyle evliliğinin ilk beş senesinde yavaşladı. 1910 yılında, Bern'de ilk kişisel sergisi açıldı. Bu sergi daha sonra üç İsviçre kentini de ziyaret etti. Bir sonraki sene Voltaire'in Candide isimli romanı için kitap çizimleri yaptı. Bu yıl içerisinde Wassily Kandinsky, Franz Marc ve diğer avangart sanatçılarla tanıştı ve Mavi Süvari (Der Blaue Reiter) grubuna girdi.
Kandinsky'le tanışması ile ilgili Klee, "Görür görmez ona karşı büyük bir güven duydum. İstisnai güzellikte ve berraklıkta zekaya sahip bir adamdı." dedi. Bu ortaklık, Klee'nin aklına renkle ilgili modern teoriler getirdi. 1912 yılında Paris ziyareti ile Kübizm'e ilgi duymaya başladı ve soyut sanatın erken dönem tanımlarından olan "saf resim"'in öncüsü oldu. Robert Delaunay ve Maurice de Vlaminck'in koyu renk kullanımları ressama ilham kaynağı oldu. Bu ressamları taklit etmek yerine Klee, kendi renk deneylerini yapmaya başladı. Kısıtlı bir şekilde üst üste binen renk blokları kullanarak Taş Ocakları (1913) gibi basit manzara tabloları yaptı. Klee, "uzak asil hedefine" ulaşabilmek için "rengin bu alanıyla uzun bir süre mücadele etmesi" gerektiğini kabul etti. Daha sonra ise "Renk ile çizimi birbirine bağlayan bir tarz" olduğunu keşfetti.
Klee'nin sanatının kırılış noktası, August Macke ve Louis Moilliet ile birlikte Tunus'u ziyaret etmesi ile gerçekleşti. Ressam, oradaki ışığın kalitesinden çok etkilendi. Bu konuyla ilgili şöyle yazdı: "Renk beni sahiplendi. Onu kovalamayı bıraktığım anda biliyordum ki beni sonsuza kadar kavrayacaktı. Renk ve ben biriz. Ben bir ressamım." Bu aydınlanması ile birlikte doğanın solgunlaşmasına olan inancı önem kazandı. Klee, soyutlamadaki klas romantizmi aramaya başladı. Klee, bu aşamadan sonra teknik başarısına renk kullanımındaki başarısına da ekleyerek, bu ikisini birleştirdiği "Dramatik Tablolar" ismini verdiği bir seri yaptı. Bu yeni sentezin en önemli örneklerinden biri Bavyeralı Don Giovanni'dir. (1919).
Eve döndükten sonra, Klee, ilk soyutu olan Stil v. Kairouan'ı yaptı. Bu tablo renkli çember ve dikdörtgenlerden oluşan bir kompozisyondu. Renkli dikdörtgen, Klee'nin temel yapı taşı oldu. Bazı uzmanlar ressamın bir renk armonisi oluşturabilmek için farklı renklerden blokları bir arada kullandığını iddia etti. Seçtiği belirli renk paletleri müzikal bir anahtara benziyordu. Bazen tamamlayıcı renkler kullanan Klee, kimi zaman da müzikal bağlantıyı yansıtabilmek için uyumsuz renkleri seçiyordu.
Ressamın eve dönmesinden birkaç hafta sonra I. Dünya Savaşı başladı. İlk başlarda, Klee, bu konuyla hiç ilgilenmedi. Günlüğüne alaylı bir şekilde "Bu savaşı uzun zamandır içimde hissediyorum. İşte bu yüzden, manen, bu konu beni hiç ilgilendirmiyor." diye yazdı. Kısa bir süre sonra ise etkilenmeye başladı. Arkadaşları Macke ve Marc çatışmalarda öldüler. Üzüntüsünü gösteren, savaş temalı pek çok litografı kalemle ve mürekkeple yaptı. Bu sırada soyut çalışmalarına da devam ediyordu. 1916'da Alman savaş kuvvetlerine katıldı, fakat babasının uğraşları ile Klee ön saflarda savaşmak yerine uçaklara kamuflaj çizen bir memur olarak çalıştı. Savaş boyunca resim yapmaya devam etti ve bazı sergiler açmaya çalıştı. 1917'de bazı sanat eleştirmenlerince yeni Alman ressamların en iyisi olduğu iddia edildi. O günlerde Klee'nin eserleri iyi fiyatlarla satılmaya başlandı.
Yorumlar (0)
Görüşlerinizi Paylaşın
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!