Lee Kuan Yew (d. 16 Eylül 1923- ö. 23 Mart 2015), Singapurlu devlet adamı. Singapur Cumhuriyeti'ni otuz yıl yöneten ilk Başbakanıdır. Kararlı bir liderin seçilmesini sağlamak için istifa etmiş olan Lee Kuan Yew dünyanın en uzun hizmet veren Başbakanı olmuştur. Güneydoğu Asya bölgesindeki en etkili siyasi figürlerinden biri olarak kalmıştır. Oğlu Lee Hsien Loong ise 12 Ağustos 2004 yılında Singapur başbakanı olmuştur.
1965'teki bağımsızlığından itibaren Singapur, Lee'nin katkıları sayesinde, görece geri kalmış ve fakir bir tarım toplumundan Asya'nın en gelişmiş ve en zengin ülkelerinden birisine ve uluslararası bir havacılık, bankacılık, finans, turizm ve nakliyat merkezine dönüşmüştür. Singapur, Güney Kore, Tayvan ve Hong Kong Dört Asya Kaplanı'ndan birisi olarak adlandırılmıştır.

Çocukluğu ve eğitim yılları

Lee, 16 Eylül 1923'te Singapur'un 92 Kampong Java Road adresinde, Semarang doğumlu Singapurlu Lee Chin Koon ve Chua Jim Neo'nun ilk çocuğu olarak doğdu. O dönemde Singapur, Britanya İmparatorluğu'nun bir parçasıydı. Lee'nin hem annesi hem babası, İngilizce eğitim almış, üçüncü kuşak Peranakan Çinlilerindendi; baba tarafı, Dabu İlçesinden gelen Hakka kökenliydi. Lee'ye verilen "Kuan Yew" ismi, "ışık ve parlaklık" anlamına gelirken, aynı zamanda "atalarına büyük şan getiren kişi" şeklinde de yorumlanabiliyordu.
Lee'nin dedesi Lee Hoon Leong, "özellikle Batılılaşmış" biri olarak tanımlanıyordu. Britanya gemilerinde ambar şefi olarak çalışmıştı ve bu nedenle Lee'ye "Harry" adını vermişti. Aile, anadili olarak İngilizce konuşuyordu ancak Lee ayrıca Malaycayı da öğrendi. Lee'nin üç erkek ve bir kız kardeşi vardı; hepsi uzun bir ömür sürdü.
Lee, babasıyla yakın bir ilişki kuramamıştı. Babası, Shell Petrol Şirketi'nde depo memuru olarak çalışıyordu ve kumar bağımlısıydı. Annesi Chua ise sık sık eşinin kötü para yönetimi ve yetersiz ebeveynliği karşısında sesini yükseltmişti. Aile, yeni gelen göçmenlerle karşılaştırıldığında refah içinde ve yüksek sosyal statüye sahipti; hizmetçi çalıştıracak maddi güce sahiptiler. Ancak Büyük Buhran sırasında ailenin serveti ciddi ölçüde azaldı. Buna rağmen, Lee'nin babası Shell'deki işini koruyabildi. Lee, daha sonraki yıllarda babasını huysuz bir adam olarak tanımlamış ve onun kumar bağımlılığı sebebiyle ailenin dağılmasını engellediği için annesine minnettarlığını dile getirmişti.
1930'da, Telok Kurau İngiliz Okulu'na kaydoldu ve burada altı yıl ilkokul eğitimi aldı. 1935'te Raffles Enstitüsü'ne kaydoldu. İlk iki yılında derslerinde başarısız olduysa da, sonrasında Junior Cambridge sınavlarında okul birincisi oldu. Ayrıca izcilik yaptı, kriket, tenis, yüzme gibi fiziksel etkinliklerin yanı sıra münazaralara da katıldı. 1940'ta Senior Cambridge sınavlarında tüm Boğaz Yerleşimleri ve Malaya genelinde en yüksek puanı alarak John Anderson bursunu kazandı ve Raffles Koleji'ne gitmeye hak kazandı. Ödül töreninde gelecekteki eşi Kwa Geok Choo ile tanıştı; Choo, okulun tek kız öğrencisiydi.
Ancak Lee'nin üniversite eğitimi uzun sürmedi; çünkü Asya'da II. Dünya Savaşı'nın başlamasıyla Raffles Koleji, 1941'de askerî bir hastaneye dönüştürüldü. Aynı yılın Aralık ayında savaş Singapur'a ulaştı ve Şubat 1942'de Britanya'nın teslim olmasının ardından Japonya'nın Singapur'u işgali başladı.

II. Dünya Savaşı

Lee, Japonların Sook Ching operasyonu sırasında toplanan Çinli erkekler arasında yer aldı. Kendi anlatımına göre, Kempeitai'den (askerî polis) yakalanmaktan korkuyordu ve bir arkadaşıyla birlikte güvenlik taramasına girmek üzere başvurdu. Ertesi sabah oradan ayrılmaya çalıştı, ancak çoktan ayrılmış erkeklerin bulunduğu bir gruba kendisinin katılması emredildi. Lee, önce kıyafetlerini almak için izin istedi ve bu sayede yatakhanede bir gece daha kalmayı başardı.Ertesi gün farklı bir nöbetçinin izniyle sahadan ayrılmayı başardı. Daha sonra, bu grupla birlikte olan erkeklerin muhtemelen sahile götürülüp infaz edildiklerini öğrendi.
Lee, Ağustos 1942'de Japonca yeterlilik sertifikası aldı ve önce bir arkadaşının şirketinde, ardından da temel ihtiyaç ürünlerini kontrol eden Kumiai adlı kurumda çalıştı. 1943'ün sonlarında, Japonların propaganda departmanı olan olan Hōdōbu'da iş buldu ve işgal kuvvetlerine İngilizce uzmanı olarak çalıştı. Cathay Binası'nın tepe katında çalışan Lee, Mors kodu sinyalleri için müttefik radyo istasyonlarını dinlemekle görevlendirildi. 1944'ün sonlarına doğru, Japonya'nın ciddi yenilgiler aldığını anlayınca ailesiyle birlikte Cameron Highlands'a taşınarak olası bir İngiliz istilasından kaçmayı planladı. Ancak takip edildiğine dair uyarı alınca bu plandan vazgeçti. Savaşın geri kalan kısmında özel girişimlerde ve karaborsa satışlarında bulundu. Bu dönemde tapyoka bazlı bir yapıştırıcı geliştirdi ve bunu Stikfas markasıyla sattı. Stikfas logosu, daha sonra düğün pastasının alt kısmında da yer alacaktı.
Lee, Malaya-Singapur cephesinde Japonların hızla kazandığı zaferin üzerinde büyük bir etkisi olduğunu belirtti ve şu sözleriyle durumu özetledi: "70 gün boyunca süren şaşkınlıklar, yenilgiler ve aptallıklar sonucunda Britanya sömürge düzeni paramparça oldu ve İngilizlerin üstünlüğüne dair tüm varsayımlar çöktü". 1961'de yaptığı bir radyo konuşmasında ise şunları söyledi: "(Savaştan) Japonların da İngilizlerin de bizi itip kakmaya hakkı olmadığını, kendi kendimizi yönetebileceğimizi anlayarak çıktım." Bu süreç, onun güç kavramına bakışını ve sert cezaların suçları caydırmadaki etkisine dair düşüncelerini de şekillendirdi.