Samed Vurgun (Samed Yusif oğlu Vekilov; 21 Mart 1906, Kazak kazasının Yukarı Salahlı köyü — 27 Mayıs 1956, Bakü), Azerbaycan edebiyatının önde gelen şahsiyetlerinden biridir. Şiir, oyun yazarlığı, mütercimlik ve edebi eleştiri alanlarındaki faaliyetleriyle tanınan ve ülkenin ilk "Halk Şairi" unvanına layık görülmüş şairdir. O, aynı zamanda milli şiirin gelişmesine yön vermiş ve cumhuriyetin bilimsel potansiyelinin oluşmasında önemli rol oynamış sanatkârlardan biridir. Samed Vurgun, Azerbaycan Bilimler Akademisinin kurucu üyeleri arasında yer almıştır. Asıl adı Samed Vekilov olan şair "Vurgun" mahlasını sonradan almıştır. Genç sanatkârın kendi milletine, yurduna ve doğduğu coğrafyanın büyüleyici güzelliklerine duyduğu derin sevgi, onun "Vurgun" mahlasını seçmesinde belirleyici rol oynamıştır.
Azerbaycan Cumhuriyeti Bakanlar Kurulunun 7 Mayıs 2019 tarihli ve 211 sayılı Kararı ile Samed Vurgun, Azerbaycan Cumhuriyeti'nde eserleri devlet varlığı (malı) ilan edilen yazarların listesine dahil edilmiştir.
Yazar, yaratıcı faaliyetine başladığı ilk dönemlerden itibaren insanlığa ve çevreye hayran olduğunu hatıralarında şu şekilde dile getiriyordu:
"Aşığım insana ve tabiata,
Elim kalem tutup yazandan beri…"
Hayatı
21 Mart 1906 tarihinde Azerbaycan Cumhuriyeti'nin Kazak şehrinin Yukarı Salahlı köyünde dünyaya gelen Samed Yusif oğlu Vekilovun çocukluk dönemi bu mekanda geçmiş ve ilk eğitimini yerel Rus-Tatar okulunda almıştır. Henüz altı yaşındayken annesi Mahbube Hanım vefat etmiş ve bu üzücü olayın ardından ninesi Ayşe Hanım'ın himayesine girmiştir. Samed Vurgun ilköğrenimini köyünde tamamlamıştır. Aynı yıl Feridun Bey Köçerlinin Gori Öğretmenler Okulunun (Seminerinin) Azerbaycan şubesini Kazak şehrine taşımasıyla Samed Vurgun "Tatar Öğretmen Okuluna" girmiş ve burada aldığı dersler sayesinde Rus edebiyatının yanı sıra Türkiye edebi muhitini de yakından tanıma imkânı bulmuştur. 1924 yılında okul eğitimini başarıyla tamamlayan Samed Vurgun; Azerbaycan'ın Kazak, Kuba ve Gence gibi farklı bölgelerinde pedagojik faaliyetlerde bulunarak ana dili ve edebiyat dersleri vermiştir. Özellikle 1920-1930 yılları arasında genç sanatkârın edebi üslubu hem edebiyat çevrelerinin hem de geniş okuyucu kitlesinin takdirini kazanmıştır. 1930'lu yıllarda Rus şairleri Aleksandr Puşkin'in "Yevgeni Onegin", Maksim Gorki'nin "Genç Kız ve Ölüm", Gürcü şair Şota Rustaveli'nin "Kaplan Postlu Şövalye", Azerbaycanlı şair Nizami-i Gencevi'nin "Leylâ ile Mecnun" eserlerini orijinalinden Azerbaycan Türkçesine tercüme etmiştir. Bu yıllarda Azerbaycan edebiyatının tanınmış şairleri Vagif, Vidadi, Zakir ve Sabirin eserlerinin yanı sıra Rus şairleri Puşkin ve Lermontov ile Türk şairlerinden Tevfik Fikret, Namık Kemal ve Mehmet Eminin eserleriyle de tanışmıştır.
1956 yılının Mart ayında Samed Vurgun 50 yaşına basar. Şairin jübilesinin kutlanması hazırlıkları kapsamında Azerbaycan SSCB yönetimi tarafından "Azerbaycan'ın Halk Şairi" unvanı ihdas edilir ve bu unvana ilk kez Samed Vurgun layık görülür.
27 Mayıs'ta uzun süren bir hastalığın ardından Bakü şehrinde vefat etmiş ve I.Fahri Hıyabanda defnedilmiştir.
Yaratıcılığı
O'nun şiiri, Azerbaycan insanının manevi dünyasını, vatan sevgisini, doğaya bağlılığını ve milli ruhunu yüksek bir sanatkârlıkla ifade etmiştir. Halk yaratıcılığından, âşık şiirinden ve klasik şiir geleneklerinden beslenerek bunları modern edebi düşünce ile sentezlemiş, Azerbaycan Türkçesinin poetik imkânlarını daha da zenginleştirmiştir. Onun dili sade, akıcı ve müzikaldir; bu nedenle eserleri hem geniş okuyucu kitlesi hem de edebiyat araştırmacıları tarafından yüksek takdir toplamıştır.
Oyun yazarlığı alanında da Samed Vurgun silinmez izler bırakmıştır. "Vaqif" (Vakıf), "Ferhat ile Şirin" ve diğer sahne eserleri Azerbaycan tiyatro tarihinin klasik örnekleri kabul edilir. Bu eserlerde tarihi şahsiyetler ve milli idealler yüksek bir edebi seviyede sunulmuş; insan onuru, özgürlük ve vatana sadakat gibi değerler ön plana çıkarılmıştır.
Samed Vurgun 1929 yılında İkinci Moskova Üniversitesinin Edebiyat Fakültesinde yükseköğrenimine başlamış ve Rusya'nın başkentinde bulunduğu dönemde edebi üretimini aktif biçimde sürdürmüştür. Yazarın bu aşamada kaleme aldığı lirik ve siyasi içerikli şiir örnekleri 1930 yılında yayımlanan "Şairin Andı" adlı kitabında toplanmıştır. 1930–1940 yılları, sanatkârın edebi faaliyetlerinin en yüksek zirvesine ulaştığı dönem olarak kabul edilir. 1934 yılında şairin "Könül Dəftəri" (Gönül Defteri) ve 1935 yılında "Şeirlər" (Şiirler) adlı kitapları okuyuculara sunulmuştur. Aynı dönemde şair, yerel şiirin söz varlığını yabancı kelimelerden arındırmaya yönelik dil reformlarına katkıda bulunmuş, edebiyatımızı ve tiyatromuzu özgün eserlerle zenginleştirmiştir. Yalnızca 1935 yılında kaleminden 7 mesnevi tarzı uzun şiir (poema) ve 100'e yakın şiir çıkmıştır. Yazarın 1933 yılında yazdığı meşhur "Azərbaycan"(Azerbaycan) şiiri, vatanseverlik duygularını en güçlü şekilde ifade eden milli edebiyatımızın başyapıtlarındandır; burada yurdun kadim geçmişi, büyüleyici coğrafyası ve doğal zenginliklerinin yanı sıra halkın hümanist ve misafirperver karakteri terennüm edilir.
1936–1937 yıllarında edebi üretimin yanında tercüme alanında da önemli başarılara imza atan şair, A. Puşkin'in "Yevgeni Onegin" romanını ana diline çevirmiş ve bu başarısından dolayı Puşkin Komitesi Özel Madalyası ile ödüllendirilmiştir.
Aynı yıllarda Ş. Rustaveli'nin "Kaplan Postlu Şövalye" destanının belirli bir bölümünü büyük bir ustalıkla çevirdiği için Gürcistan SSCB'nin onur belgesine layık görülmüştür. Ayrıca T. Şevçenko, İ. Çavçavadze ve C. Cumayev gibi sanatkârların şiirlerini de dilimize kazandırmıştır. Samed Vurgun'un edebî şaheserlerinden biri olarak kabul edilen "Vaqif" (Vakıf) adlı manzum drama, 1937 yılının son çeyreğinde kaleme alınmıştır. Yazar, bu başyapıtını hayranlık uyandıracak derecede kısa bir sürede, yalnızca 3–4 hafta içinde tamamlamıştır. Eserde, Karabağ Hanlığı'nın veziri ve Azerbaycanın büyük şairi Molla Penah Vaqif'in çalkantılı ve trajik yaşamı, onun eşsiz şiir yeteneği ile yüksek manevi kişiliği, sanatkârın derin sevgisi ve üstün edebî ustalığıyla etkileyici bir şekilde yansıtılmıştır. "Vaqif" (Vakıf) dramı nedeniyle Samed Vurgun 1941 yılında "Stalin Ödülü"ne layık görülmüştür. 1947 yılında bu dram Berlin tiyatrosunda sahnelenmiştir.
Azerbaycan edebiyatının büyük şairi, Türk dünyası düşünürü Nizâmî-i Gencevî'nin 800. yıldönümü anma etkinliklerine aktif destek veren Samed Vurgun, 1939 yılından itibaren büyük mütefekkir hakkında bilimsel araştırmalar yürütmüş, bildiriler sunmuş ve onun "Leylâ ile Mecnun" mesnevisini orijinalinden Azerbaycan Türkçesine büyük bir ustalıkla tercüme etmiştir. Yine aynı yıl devrimci Hanlar Seferaliyev'in hayat mücadelesini konu alan "Xanlar"(Hanlar) adlı ikinci manzum dramını bitirmiş, ayrıca "Azad İlham" (Özgür İlham) adlı kitabı yayımlanmıştır. Samed Vurgun, 1941 yılında büyük Azerbaycan şairi Nizami Gencevî'nin ölümsüz eseri "Hüsrev ve Şirin"in motifleri temelinde "Ferhat ve Şirin" adlı manzum dramını kaleme almıştır. Savaş döneminin psikolojisine uygun olarak vatanseverlik düşüncelerinin ön plana çıktığı bu eser dolayısıyla şair, 1942 yılında ikinci kez "Stalin Ödülü"ne layık görülür. Bununla birlikte, 1943 yılında ABD'de düzenlenen savaş karşıtı en iyi eserler yarışmasında onun "Ananın Öyüdü" (Annenin Nasihatı) şiiri yüksek takdir toplayarak dünya edebiyatında konuyla ilgili seçilen en değerli 20 örnekten biri olarak New York'ta basılmış ve cephedeki askerler arasında dağıtılmıştır.
Samed Vurgun yalnızca bir edebi söz ustası değil, aynı zamanda nüfuzlu bir bilim insanıydı. Azerbaycan halkının Ulu Önderi Haydar Aliyev, halk şairi Samed Vurgun'un 90. doğum yılına ithaf edilen gecedeki konuşmasında S. Vurgun'un akademisyenlik faaliyetine şöyle değinmiştir: "Samed Vurgun aynı zamanda büyük bir bilim insanı, bir filozoftu. Samed Vurgun, Azerbaycan Bilimler Akademisinin kurucularından biridir. Samed Vurgun, Bilimler Akademisinin kurulmasının öncülerindendir. O, sadece akademisyen seçilmiş bir kişi değildir. Samed Vurgun ve tıpkı onun gibi Üzeyir Hacıbeyov, Haydar Hüseynov, Yusif Memmedaliyev, Mustafabey Topçubaşov, Mirza İbrahimov ve diğer kişilerin girişimleri sonucunda 1945 yılında Azerbaycan Bilimler Akademisi kurulmuştur. Bu, büyük bir tarihi olaydır. Burada Samed Vurgun'un hizmetleri büyüktür. En büyük mutluluk şuradadır ki, Samed Vurgun ömrünün son yıllarında söz konusu akademinin başkan yardımcılığı görevini yürütmüş ve Azerbaycan biliminin, edebiyat araştırmalarının gelişmesinde eşsiz hizmetler göstermiştir."
Samed Vurgun'un savaş sonrası dönemdeki edebi üretimi de oldukça verimli olmuştur. Şair ardı ardına "Muğan" (1948), "Aygün" (1950–1951) ve "Zamanın Bayraktarı" (1952) mesnevilerini/uzun şiirlerini kaleme almıştır.
Samed Vurgun 1954 yılında Azerbaycan SSCB Bilimler Akademisi Başkan Yardımcılığı makamına getirilir. Bu görevde çalıştığı süre zarfında beşeri ve sosyal bilimler alanının gelişimi için temel hedefler belirlemiş, bilimsel araştırmaların geniş kapsamlı tartışmalarını örgütleyerek bunların pratik çözüme kavuşmasını sağlamıştır. Yüksek insani niteliklere sahip olan sanatkâr, yönetici konumunda olduğu yıllarda da bilim insanlarına her türlü desteği vermeyi manevi bir borç bilmiştir. Tanınmış akademisyenler Sara Aşurbeyli ve Püstehanım Azizbeyova'nın Bilimler Akademisinde göreve başlaması doğrudan Samed Vurgun'un adı ile bağlantılıdır. Bununla birlikte, dil bilim alanında Türkan Efendiyeva ve Vagif Aslanov, felsefede Camal Mustafayev, tarihte ise Mahal Memmedov gibi onlarca genç uzmanın bilim dünyasına kazandırılması şairin kararlı girişimi ve himayesi sayesinde mümkün olmuştur. O, ayrıca eğitimini sürdürmek üzere Moskova'ya gönderdiği lisansüstü öğrencilerinin aileleriyle de ilgilenmiş, bursu yetersiz olan öğrencilere kendi kişisel bütçesinden maddi yardımda bulunmuştur.
Yorumlar (0)
Görüşlerinizi Paylaşın
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!