Rüstem Paşa (Osmanlıca: رستم پاشا; y. 1500, Saraybosna - 10 Temmuz 1561, İstanbul), Kanuni Sultan Süleyman'ın saltanatında iki ayrı dönemde, toplamda yaklaşık 15 yıl Sadrazamlık yapmış Osmanlı devlet adamıdır. Hırvat asıllı olan Paşa, Kanûnî Sultan Süleyman döneminde saray ve devlet yönetiminde yükselerek dönemin en güçlü isimlerinden biri hâline geldi. Hürrem Sultan'ın desteğini kazandı ve padişahın kızı Mihrimah Sultan ile evlenerek Dâmad oldu. Şehzade Mustafa'nın idamındaki rolü ve sahip olduğu büyük servet, Rüstem Paşa'nın Osmanlı tarihindeki en tartışmalı devlet adamlarından biri olarak anılmasına yol açtı.
Aslen Saraybosna yakınlarından olan Rüstem Paşa, küçük yaşta devşirilerek İstanbul'a getirildi ve Enderûn Mektebi'nde eğitim gördü. Saray kariyerinin başlarındayken, 1526 yılındaki Mohaç Muharebesi'ne silahdar rütbesiyle katıldı. Padişahın güvenini kazanarak mirahur-i evvel ve rikâpdar görevlerine getirildi. Daha sonra taşra idaresine atanarak sırasıyla Teke Sancakbeyliği, Dulkadır ve Karaman Beylerbeyliği, Diyarbakır Beylerbeyliği ve Anadolu Beylerbeyliği görevlerini yürüttü. 1539 yılında Üçüncü Vezirliğe getirildi ve aynı yıl Kanuni Sultan Süleyman'ın kızı Mihrimah Sultan ile evlendi. Daha sonra 1541'de İkinci Vezirliğe, Kasım 1544'te ise Sadrazamlık makamına getirildi.
İlk döneminde 1544-1553 yılları arasında görev yaptı. 1553 yılında Şehzade Mustafa'nın idamı sonrası yeniçerilerin isyanını önlemek adına azledildi ve yerine Kara Ahmed Paşa getirildi. İki yıl sonra yeniden sadrazam oldu ve 1561'deki ölümüne kadar bu görevini sürdürdü. Sadrazamlığı döneminde Rüstem Paşa, devlet yönetiminde mali disipline büyük önem vererek iltizam sistemini yaygınlaştırdı. Avusturya ile yapılan 1547 İstanbul Antlaşması gibi diplomatik süreçleri ve dış ticareti yönetti; ayrıca ülke genelinde camiler, kervansaraylar ve medreseler inşa ettirerek büyük bir imar hareketi başlattı.

Hayatı

Rüstem Paşa, yaklaşık 1500 yılında Hırvat asıllı Hristiyan bir ailenin çocuğu olarak Saraybosna yakınlarında olan ya Butmir ya da Sarajevsko Polje adlı bir köyde doğmuştur. Ailesinin adının Opuković veya Cığaliç olduğu bildirilmektedir. Babası Mustafa Bey (Paşa) olup Sinan (Kaptân-ı Derya Sinan Paşa, ö. 1554) ve Nefise adlı iki kardeşi olduğu belirtilmektedir.
Genç yaşta İstanbul'a getirilip devşirilen Rüstem Paşa Enderun'da eğitim gördü. Enderundan rikâb ağalığı ile çıktı. 1526 Mohaç Muharebesi'ne silahdar olarak katıldı. Bu seferden döndükten sonra birinci imrahor görevine tayin edildi. Üstün yetenekleri dolayısıyla Sultan Süleyman'ın gözüne girdi. Önce Diyarbakır Beylerbeyi oldu. Sonra Anadolu Beylerbeyliği'ne nakledildi. 1539'da üçüncü vezir olarak görevlendirildi. Üçüncü vezir iken 26 Kasım 1539'da Şehzade Cihangir ve Şehzade Bayezid'in sünnet düğününde Kanuni Sultan Süleyman'ın kızı Mihrimah Sultan ile evlendi. Bu nedenle 'damat' sıfatıyla anılır.
Padişaha damat olması söz konusu olunca Rüstem Paşa'yı kıskanan rakipleri onun cüzzamlı olduğu dedikodusunu yaymışlardı. Bunun üzerine hassa hekimlerinden Mehmet Halife, bu söylentinin gerçek olup olmadığını araştırmak için paşayı muayene etti. Muayene sırasında gömleğinde bir bit bulundu. O günlerdeki tıp bilgisine ve halk inanışına göre bir cüzamlının üzerinde bit barınamaz olduğu kabul edilmekteydi. Gömleğindeki bit, cüzzamlı olmadığına delil olarak kabul edilerek evlenmesine izin verildi.

Olucak bir kişinin bahtı kavi talii yar.Kehlesi dahi mahallinde anın işe yarar.
Rüstem Paşa için söylenmiştir. Bahtlı adamın üzerinde bit çıksa işine yarar, anlamındadır ve üzerinden bit çıkması üzerine dile getirilmiştir. Bu yüzden, tarihçilerin kendisine vermiş oldukları bir diğer isim "Kehle-i İkbal" (İkbal Biti) Rüstem Paşa'dır.
1544'te Hadım Süleyman Paşa'nın azledilmesi üzerine yerine getirilmesi beklenen ikinci vezir Deli Hüsrev Paşa'yı Hürrem Sultan'ın emriyle birbirine düşürdü ve ardından Kanuni Sultan Süleyman hem Hüsrev Paşa'yı hem de Hadım Süleyman Paşa'yı azledip sadrazamlığa Rüstem Paşa'yı getirdi.
Kanuni, Şehzade Mustafa'yı öldürttükten sonra yeniçerilerin ayaklanma çıkarabileceği korkusuyla Rüstem Paşa'yı azletti (1553) ve yerine Kara Ahmet Paşa'yı getirdi.

Ancak Hürrem Sultan ile Mihrimah Sultan, Rüstem Paşa'yı sadrazamlığa tekrar getirebilmek için çalıştılar. 29 Eylül 1555 tarihinde Kanuni Sultan Süleyman basit bir bahaneyle Kara Ahmet Paşa'yı Divan-ı Humayun'un ortasında idam ettirdikten sonra Rüstem Paşa tekrar sadrazam oldu. 10 Temmuz 1561 İstanbul'da ölümüne dek sadrazamlık görevini sürdürdü. Cenazesi Şehzade Camii bahçesindeki türbesinde gömülüdür.

Değerlendirilmesi

Sicill-i Osmani'de şöyle değerlendirilmektedir.

Zengin, tedbirli, akıllıydı.

Osmanlı kişileri hakkında önemli bir biyografi eserinde ise şu değerlendirilme yapılmıştır:

Rüstem Paşa arkasında büyük miktarda mücevherat, altın ve gümüşten yapılmış değerli eşya bıraktı. 1.700 köle, 2.900 harp atı, 1.160 deve, 8.000 dülbent, 700 bin sikke-i hasene, 5.000 dikilmiş kaftan, hil'at ve elbise, 1.100 altın üsküf, 600 gümüş eyer, 2.009 yük keçe, 2.000 zırh, 100 gümüş eyer, 500 mürassa altın eyer, 133 çift altın üzengi, 760 mürassa kılıç, 1.500, gümüşlü tolga, 1000 gümüşlü sesper, Anadolu ve Rumeli'de sahip olduğu 1.000 çiftlik zenginliklerinin önemli bir kısmını oluşturmaktaydı.
Yerli ve yabancı kaynaklar..(onu)... abus çehreli ve aksi bir adam olarak tanıtmaktadır. Aynı zamanda onu hüsn-i tedbir sahibi, kabiliyetli, müktesit bir devlet adamı olarak bildirmektedir.Dönemin şairlerinden Taşlıcalı Yahya'da Rüstem Paşa'yı asık suratlı ve komplocu birisi olarak tanımlamıştır. Ayrıca, Rüstem Paşa'nın şairlere düşmanlığı da bilinmektedir.Pargalı İbrahim Paşa döneminde şairlere bağlanan maaşı sakıncalı görerek kaldırmıştır.

Kısa dönemde devlet hazinenin doldurulmasına önem vermiş, bunun uzun dönemde nelere sebep olacağını düşünememiştir. Örneğin önce hass-ı hümayun ve sonra diğer hasları iltizam suretiyle işletmesi hazineye büyük gelir sağlamıştır; ama bu, toprakları işleten mültezimlerin toprakların verimliğini artırmak hatta aynı seviyede tutmak için yatırım yapmamalarına ve böylece zamanla tarım topraklarının verimliğinin kaybolmasına neden olmuştur. İltizam satışlarında bir rüşvet şekli olan komisyon verilmesinin yaygınlaşması; hazineyi doldurmak için bahşiş, peşkeş vb. isimler takılan bir çeşit rüşvet alıp ve verilmesi usul haline getirmiştir. Bu türlü yolsuz kazanç kazanma ile kendi şahsi servetini de büyük miktarlara yükseltmiştir. Bu yolsuz kazancın yaygınlaşıp alışılır görenek haline girmesi, devlet kademesinde rüşvetin yaygınlaştırılması Osmanlı İmparatorluğu'nun içine bozulma tohumlarını atmıştır.