Ustaclu Muhammed Han (ö. 1514), Türkmen komutan, Safevilerin Diyarbekir valisi. Şah İsmail'in Anadolu ve Mezopotamya'daki fetih ve genişlemelerinde kilit rol oynamıştır. Şah İsmail, Dulkadiroğlu Alâüddevle Bey'in üzerine yürürken Diyarbekir Valisi Emir Bey şehri Şah'a teslim etti. Bunun üzerine Şah Diyabekir valiliğine Ustaclu Muhammed Han'ı getirdi. Ustaclu Muhammed Han, Ulaş Bey'in kardeşi Mirza Bey'in oğlu ve Şah İsmail'in kız kardeşlerinden birisinin kocasıydı. Adı bilinmeyen bir yazarın "Tarih-i Kızılbaşan" adlı eserinde kendisi hakkında kısa bilgi verilmektedir:
"Şah İsmail'in zührunun başlangıcında Erzincan yakınlarına yaptıkları göçle mutlu orduya katıldılar. Çok büyük emirleri var. Han Muhammed, yedi yıl boyunca Şah I. İsmail adına Diyarbakır'ın hakimiydi, küçük bir orduyla Zülgadr'ın ordularını defalarca mağlup etti."
Muhammed Han Çaldıran savaşında öldürülmüştür.

Hayatı

Muhammed Han Ustaclı, Mirza Bey Ustaclı'nın ailesinde doğmuştur. Kendisi dışında Ovlaş Bey Ustaclı, Evez Bey Ustaclı ve Kara Bey Ustaclı adında üç kardeşi vardı. O, Şah İsmail'in kız kardeşlerinden biriyle evlenmiştir. Onun Şah İsmail'in dergahına katılması hakkında “Alemara-yi Safevi” eserinde kısa bilgi vardır:
“İsmail, azametli ecdadlarının ve kerametli şeyhlerin ruhlarından hayır dua dileyip, darülirşad Erdebil'den Karabağ'a yola çıktı. Orada Şam'dan, Diyarbakır'dan, Sivas'tan, Bayburt'tan ve o civardan üç-dört bin kişilik sufi ve inanç sahipleri ali tahtın eteğine geldiler. O cümleden Şamlu Abdi bey 300 kişiyle ve Han Muhammed Ustaclı büyük bir toplulukla alemin penahı (alemin koruyucusu) olan dergahın hizmetine hazır olup, hizmet gösterme saadetine eriştiler ve İsmail'in rızasını kazandılar.”
İsmail Mahmudabad'da iken onu ve bir başka Ustaclı emiri Bakü Kalesi'ni almak ve oradaki Şirvanşah hazinesini ele geçirmek için gönderdi. O ayrıca İsmail, Nahçıvan'a doğru hareket ederken bu yürüyüşte yer alan emirlerden biriydi. Muhammed Bey Ustaclı 1501 yılında Şerur Savaşı'nda ve Tebriz'in alınmasında Safevi ordusunun liderlerinden biriydi.
En başından Şah İsmail'in yanında olan Muhammed Han, onun Şirvan seferinde de yer almıştı. Muhammed Han ayrıca Almakulağı Savaşı'nda Şah İsmail ordusunun kanatlarından birine liderlik ediyordu. Bu konuda Alemara-yi Şah İsmail eserinde yazılır:
“Savaş meydanına yerleştiklerinde ise Şah İsmail merkezde karar kıldı. Sağ kanatta Abdal Bey Dede ve Abdi Bey Şamlı korçularla birlikte saf tuttular. Sol kanada ise Muhammed Han Ustaclı ve kardeşi Kara Han Ustaclı liderlik ediyorlardı.”
1506 yılında İsmail, Dulkadiroğulları'ndan Alaüddevle ile çatışmalardan sonra Hoya dönmüş, Muhammed Han Ustaclı'yı Diyarbakır hakimi olarak atamıştır. Böylece, “tüm Diyarbakır mülkü Azerbaycan memleketinin bir parçası haline geldi.”
Doğu Anadolu ele geçirildikten sonra Muhammed Han Ustaclı'ya verilen Diyarbakır vilayeti, Safevi devletinin askeri-stratejik açıdan en önemli bölgelerinden biri haline geldi. "O, hem Safevi hakimiyetini tanımayan Akkoyunlu emirlerine, hem isyancı Kürt aşiretlerine, hem Dulkadiroğulları Beyliğinin sürekli baskınlarına karşı mücadele ediyor, bazen de Osmanlı ve Memlük devletlerine karşı sınır çatışmalarına girmek zorunda kalıyordu."

Diyarbakır Hakimi Olarak

Şah İsmail, Diyarbakır, Musul ve Sincar'ı ele geçirdikten sonra Bağdat’ın kuzeyindeki Cizre vilayetini almak için oraya bir grup asker gönderdi. Cizre hakimi Emir Şeref, Emir Bedir'in oğluydu. Uzun süreli kuşatma sonuçsuz kaldı ve Kızılbaşlar başarılı olamadan geri döndüler. Bu nedenle Şah İsmail, Muhammed Han Ustaclı'yı ve onun komutasındaki Ustaclu birliğini yeniden Cizre'ye gönderdi. Ustaclular, bahsi geçen bölgeyi ele geçirip talan ettiler. Şah İsmail Hoy’da iken, Emir Şerefeddin ve 11 kişilik Kürt emir ve hakimleri onun elini öpmek için Hoy'a geldiler. Şah İsmail, Muhammed Han Ustaclı'nın kışkırtmasıyla Emir Şerefeddin dahil 9 kişiyi hapse attırdı.
Şah İsmail, kendi ordusuyla Hoy'a yöneldikten sonra Diyarbakır'ın yerel hakimleri ve onların taraftarları kendilerini daha güvende hissederek yeniden Kızılbaşlara itaatsizlik yoluna gittiler. Bu güçlerin başında, bir zamanlar Musul hakimi olmuş Emir Bey'in kardeşi Kaytmış Bey bulunuyordu. Kaytmış Bey, etrafına topladığı grupla Diyarbakır'ın Hamid olarak bilinen merkezi kısmını ele geçirdi ve Kızılbaşların yönetimine boyun eğmediğini ilan etti. Kaytmış Bey'in bu tür bir eyleme girişmesi, bölgedeki Kürt silahlı gruplarını da teşvik etti ve onlar da Muhammed Han Ustaclu'ya karşı silahlandılar. Muhammed Han da nihayetinde ordu birliğiyle Kaytmış Bey'in üzerine saldırdı ve taraflar arasında ciddi bir savaş yaşandı. Bu çatışma, İskender Bey Münşi'nin “Tarih-i Alemara-yi Abbasi” ve Hasan-ı Rumlu’nun “Ehsan-üt Tevarih” eserlerinde daha geniş şekilde tasvir edilmiştir. Münşi yazıyor: “...Han Muhammed Diyarbakır’a geldi. Gulabi Bey Musullu’nun oğlu Kaytmış Bey Hamid şehrindeydi. O, düşmanlık ederek, kaleyi kapatıp oraya girmesini engelledi. Han Muhammed çaresizlikten dışarıda kaldı. Etraftaki Kürtler, Kızılbaş ordusuna çok sayıda baskın yaptılar. Han Muhammed Kürtlerin üzerine gitti. Onlar arasında büyük bir savaş oldu. Kürtlerden yedi bin kişi öldürüldü. Han Muhammed Kürtlerle savaştan galip ve muzaffer şekilde döndü. Kaytmış Bey ona karşı koyamayarak, kendi adamını Alaüddevle Zulkadar’ın yanına gönderdi ve ondan yardım istedi, karşılığında şehri ona vereceğine söz verdi. Alaüddevle’nin durumunda mağlubiyet açık olmasına rağmen, Kaytmış Bey’in isteği üzerine Hamid şehrini almak arzusu ile o kışta bir kez daha savaşçı bir ordu toplayarak, oğulları Sarı Kaplan adıyla ünlü Kasım Bey ve Erdüvane Bey’in komutasında on bin kişiyi Diyarbakır’a, Han Muhammed’e karşı gönderdi. Muhammed Han Ustaclu ordusunun sayıca az olmasına rağmen, şahın talihine güvenerek, Ustaclu boyu ile birlikte o yıldız gibi sayısız ordunun karşısında savaş düzeni aldı. Han Muhammed, kudretli devletin başarılı talihinin gücü ile başarı ve zafer kazandı.”
Rumlu yazıyor ki, bu savaşta yiğitlikle ve korkusuzlukla Alaüddevle'nin diğer çocuklarından ayrılan Sarı Kaplan ve kardeşi Erdivane Bey birçok adamla birlikte tutsak edilip öldürüldüler. "Sarı Kaplan üç yüz Zülkadirli ile attan inmişti, fakat savaşa devam ediyordu. Han Mehmed onu tanıyıp ordusuna onu tutup yanına getirmelerini emretti. Erdivane Bey de esir alındı. Bu savaşta Zülkadirli halkından yedi yüz kişi ad-sahibi ve otuz kişi bayrak (alem) sahibi emir öldürüldü. Sarı Kaplan, Han Mehmed’in yanına vardığında onun eteğine düşüp kendisinden sağ salim İskender şanlı hakanın huzuruna gönderilmesini istedi. Ama o, bu isteği kabul etmedi. Sonunda Han Muhammed bazı kişilerin kışkırtması ile Sarı Kaplan’ı da Erdivane Bey ile birlikte öldürüp başlarını yüce dergaha gönderdi. Kasid Hoy kışlağında kendisini hükümdar ordusuna ulaştırdı ve durumu muradına ermiş hükümdarın huzurunda arz edip, ödüllere boğularak Diyarbakır’a doğru geri döndü ve şahın ona gösterdiği büyük iltifatı bildirdi."
Han Mehmed zafer kazandıktan sonra Kayıtmış Bey'in üzerine yürüdü. Kayıtmış Bey şehrin kapılarını kapalı tutmak istese de buna muvaffak olamadı. Hamid şehrinin halkı ondan yüz çevirerek şehrin kapılarını açıp gazileri içeri aldılar. Bu olaydan sonra Han Mehmed Diyarbakır'da bağımsız egemenlik sürmeye başladı. Alaüddevle çocuklarının öldürüldüğünü öğrenince dağınık ordusunu tekrar toplayarak diğer oğulları Kör Şahruh ve Ahmed Bey'i 15 bin süvari ile Han Mehmed'in üzerine gönderdi. Han Mehmed yeniden şehrin savunmasına geçti ve Zülkadirli ordusuyla yeni bir savaşa girdi. Bu savaşta Han Mehmed'in ordusu 3 bin kişiden oluşuyordu. Han Mehmed savaşta galip geldi ve Alaüddevle'nin diğer oğulları Kör Şahruh ve Ahmed Bey öldürüldü.
“Alamara-yi Şah İsmail” eserinin yazarı diyor ki, itaat etmeyen bazı eski Akkoyunlu emirlerine karşı aktif mücadele eden Mehmed Han Ustaclı, Kürtlerin Mahmudi tayfasının başı İskender'in isyanını da bastırdı ve onun 7 bin kişilik ordusunu darmadağın etti. Genel olarak, Mehmed Han'ın Doğu Anadolu'da aldığı önlemler, o bölgede Safevi egemenliğinin geçici de olsa pekişmesine sebep oldu. O, cesur bir savaşçı ve yetenekli bir komutan olmasına rağmen, becerikli bir siyasetçi değildi. Bölgeye hakim tayin edildiğinden beri sadece kılıcının gücüyle hükmetmeye çalıştı ve karşısına çıkan herkesle savaştı.