Augustus (Latince: Imperator Caesar Divi Filius Augustus; 23 Eylül MÖ 63 – 19 Ağustos 14), Roma İmparatorluğu'nun kurucusu ve ilk imparatorudur. MÖ 27 - MS 14 yılları arasında hüküm sürmüş olan Augustus, Gaius Octavius Thurinus olarak doğmuş ve MÖ 44 yılında Jül Sezar tarafından evlatlık edinilmesinin ardından Gaius Julius Caesar Octavianus adını almıştır.
Augustus özellikle Roma Cumhuriyeti'nin Roma İmparatorluğuna dönüşümünü sağlayan en önemli isim olarak bilinir. Augustus, Roma Cumhuriyeti'ni resmi olarak koruduğunu iddia etmiş olsa da, pratikte onu sonlandırarak yerine daha despot bir rejim olan imparatorluk sistemini kurmuştur. Tarihçiler bu durumu "Cumhuriyet'in restorasyonu" maskesi altında yapılan bir rejim değişikliği olarak tanımlar. Görünürdeki bu koruma çabasına rağmen, Cumhuriyet'in temel taşı olan güçler ayrılığı ve geçici yönetim ilkeleri Augustus döneminde tamamen ortadan kalkmıştır. Augustus tek başına Roma Cumhuriyetine istediği gibi yön verebilen tek kişilik güce sahip oldu. Tüm ordu, hazine ve dış politika kararları tek bir kişinin, yani Augustus'un kontrolüne geçmiştir. Augustus, geleneksel cumhuriyet kurumlarının (Roma Senatosu, konsüller ve halk meclisleri) varlığını sürdürmesine izin vermiştir. Fakat Augustus, bu kurumların yetkilerini tamamen budamış ve onları kendi iradesini onaylayan sembolik organlara dönüştürmüştür. Augustus, kendisinden sonra yerini üvey oğlu Tiberius'un almasını sağlayarak yönetimde veraset sistemini başlatmış ve Augustus, Cumhuriyet'in seçim ilkesini fiilen bitirmiştir. Augustus ölümüne kadar Roma'yı istikrara kavuşturdu ve yüzyıllarca sürecek bir imparatorluk sistemi kurdu.
Genç Octavius, büyük dayısı Jül Sezar tarafından evlat edinilmiş ve Sezar'ın MÖ 44 yılında öldürülmesinin ardından onun varisi olmuştur. Ertesi yıl Octavius, Marcus Antonius ve Marcus Aemilius Lepidus'la birlikte güç birliğine giderek "İkinci üçlü hükümdarlık", triumvirlik olarak bilinen askeri diktatörlüğü oluşturdu. Bir Triumvir olarak Octavianus, konsüller Hirtius ve Pansa'nın ölümlerinin ardından konsül güçlerini elinde topladı ve kendini sürekli olarak seçtirerek Roma ve eyaletlerinin büyük bölümünü bir otokrat şeklinde oldukça etkili bir biçimde yönetti. Üçlü yönetim, hükümdarlarının arasındaki kişisel ihtiraslar sonucunda çöktü. Lepidus sürgüne gönderilirken Antonius MÖ 31 yılında Octavianus'un ordusuna karşı kaybettiği Aktium Muharebesi'nin ardından Kleopatra ile birlikte intihar etti.
İkinci üçlü hükümdarlığın sona ermesinden sonra, Octavianus Roma Senatosunun yetkisinde olan, ancak pratikte kendi üzerinde topladığı idari güçler yardımıyla Roma Cumhuriyeti'nin işleyişinde değişiklikler düzenledi. Bir cumhuriyet olarak tasarlanmış devletin tek bir kişi tarafından yönetilebilmesi için uygun hale getirilmesi birkaç yıl sürdü ve sonuçta Roma İmparatorluğu olarak bilinen yapı ortaya çıktı. İmparatorluk makamı, hiçbir zaman Octavianus'tan evvel Sezar ve Sulla'nın sahip olduğu Roma diktatörlüğü gibi bir mevki değildi; hatta Octavianus, Roma halkı "diktatörlük görevini üstlenmesini istediğinde" bu talebi geri çevirdi. Yasal yoldan Augustus, Senato tarafından kendine ömür boyu verilen tribün, censor, konsül gibi aslında seçimle elde edilen (birbirine uymayan) farklı güçleri üzerinde topladı. Bağımsız gücünü, ekonomik başarılarına, yeni fethedilen yerlerden elde edilen kaynaklara, imparatorluğun her tarafında kurulan patronaj ilişkilerine, emekli ya da halen görevde olan askerlerin sadakatine, senato tarafından verilen şeref payelerinin yetkilerine ve insanların saygısına borçluydu. Augustus'un Roma lejyonlarının çoğunluğu üzerinde sahip olduğu hâkimiyet, senatoya karşı silahlı bir tehdit oluşturmasını sağlamış ve senato kararlarına baskı yapabilmesinin önünü açmıştır. Senato muhalefetini silah yoluyla devre dışı bırakabilecek durumda olması karşısında, Senato Augustus'un mutlak liderliğine karşı ses çıkaramaz hale gelmiştir.
Augustus, büyük bir güce ulaşmasına rağmen monarşik ünvanları reddetti ve saltanatını cumhuriyet sisteminin devam ettiği illüzyonu üzerine kurdu. Tarihçiler, cumhuriyet sisteminin Augustus tarafından sonlandırıldığı görüşüne sahiptir. Augustus monarşik ünvanlar yerine, krallığı çağrıştırmayacak "ilk vatandaş" (princeps) ünvanıyla asıl gücü kendi hakimiyetinde topladı. Augustus'un getirdiği sistem, princeps ünvanlı tek bir kişiyi (imparatoru) Roma senatosunun üstünde konumlandırıyordu. Cumhuriyet döneminden farklı olarak, imparatorluk döneminde güç Roma senatosundan tek bir kişiye Augustus'a geçmişti. Augustus, Roma senatosunun işlevselliğini devam ettirdi ama asıl hakimiyet imparatora geçti ve tarihçiler tarafından cumhuriyetin sonu olarak görüldü. Augustus, MÖ 19'da Roma İmparatorluğu'nda bulunan tüm eyaletler üstünde "mutlak iktidar" (Imperium Maius) yetkisini aldı ve o andan itibaren Augustus Caesar üstün bir şekilde kontrolü sağladı, Roma İmparatorluğu'nun ilk imparatoru olarak gücünü sıkılaştırdı. Ayrıca MÖ 2'de Augustus, ülkenin babası anlamına gelen "Pater Patriae" olarak ilan edildi.
Antik Romalı tarihçi Cassius Dio, Augustus dönemiyle ilgili olarak şöyle söyler: "Augustus döneminde cumhuriyet ismen varlığını sürdürüyordu, ama gerçekte Augustus her şeyin efendisiydi." Augustus'un saltanatı, görece bir barış dönemi olan ve Pax Augusta ya da Augustus Barışı olarak adlandırılacak dönemin başlangıcı olmuştur. Sınırlarda sürekli devam eden savaşlar ve taht kavgasından çıkan ve Dört İmparator Yılı olarak bilinen iç savaş dışında, Akdeniz dünyası iki yüzyıldan uzun bir süre barış içerisinde yaşamıştır. Augustus, Roma İmparatorluğu'nun sınırlarını genişletmiş, sınırları "bağımlı tampon devletler" yardımıyla güvenlik altına almış ve Partlarla diplomasi yoluyla barışı sağlamıştır. Roma vergilendirme sistemi düzeltilmiş, resmî bir kurye sistemi ile birlikte yeni yollar yapılmış, sabit bir ordu (ve küçük bir donanma) oluşturulmuş, Praetorian muhafızlığı kurulmuş, resmî bir polis gücü ve Roma yangınlarıyla mücadele etmek için bir itfaiye gücü tesis edilmiştir. Roma şehri onun döneminde yeniden inşa edilmiştir. Başarılarını günümüze kadar ulaşmış olan Res Gestae Divi Augusti adıyla kayda almıştır. MS 14 yılında ölümü üzerine, Augustus senato tarafından Romalıların ibadet etmeleri gereken bir tanrı ilan edilmiştir. Adları olan Augustus ve Caesar, sonradan gelen tüm imparatorlar tarafından kullanılmış ve Sextilis ayının adı onun anısına Augustus olarak değiştirilmiştir. Halefi, üvey oğlu Tiberius olmuştur.
İlk yılları
Augustus, MÖ 63 yılının 23 Eylül günü Gaius Octavius adıyla Roma'da (ya da Velletri) doğmuştur. Aynı adı taşıyan babası, equestrian sınıfından saygıdeğer ancak sıradan bir ailedendi ve Makedonya valiliği yapmıştı. Doğumundan kısa bir süre sonra babası, muhtemelen Thurii'deki bir köle ayaklanması karşısında elde ettiği zaferin anısına Octavius'a, Thurinus cognomen'ini vermiştir. Annesi Atia, kısa bir süre sonra Roma'nın en başarılı generali ve diktatörü olacak olan Jül Sezar'ın yeğeniydi. Octavius, ergenlik çağının ilk yıllarını büyük babasının Veletrae (bugünkü Velletri) yakınlarındaki evinde geçirmiştir.
Babası MÖ 59 yılında, Octavianus henüz dört yaşındayken öldü. Annesi ve üvey babası Lucius Marcius Philippus'un tarafından büyütüldü. MÖ 52 ya da 51 yılında, Octavius büyük annesi (Sezar'ın ablası Julia) cenazesinde bir konuşma yaptı. Dört yıl sonra toga virilis giydi ve MÖ 47'de Pontifler koleji'ne seçildi. Ardından MÖ 46 yılında, Jül Sezar tarafından yaptırılan Venüs Genetrix Tapınağı için düzenlenen Yunan oyunlarında görevlendirildi. Şamlı Nikolaos'a göre, Octavius Sezar'ın maiyetinde Afrika seferine katılmayı istemiş ancak annesi Atia karşı çıkınca vazgeçmiştir. MÖ 46 yılında, annesi Sezar'ın Pompey'in güçleriyle savaşmayı planladığı Hispania'ya gitmesine izin verdiyse de, Octavius hastalandığı için bu yolculuğa katılamadı.
İyileştiğinde, cepheye gitmek üzere denize açıldı ancak bir gemi kazası geçirdi; bir avuç arkadaşıyla karaya çıktı ve büyük dayısının da hayranlığını uyandıracak biçimde düşman topraklarının ortasından geçerek Sezar'ın kampına geldi. Velleius Paterculus, bu olaydan sonra Sezar'ın genç Octavianus'un, arabasında kendine eşlik etmesine izin verdiğini aktarır. Roma'ya döndükten sonra, Sezar Vesta Rahibelerine, Octavius'un birinci mirasçısı olduğuna dair bir vasiyet bıraktı.
Sezar'ın mirasçısı
Jül Sezar MÖ 15 Mart 44'te öldürüldüğünde, Octavius askeri eğitim almak için İllirya'daki Apollonia kentinde bulunuyordu. Bazı ordu komutanlarının Makedonya'ya sığınma önerisini reddederek, siyasi açıdan herhangi bir şansı ya da güvencesi olup olmadığını araştırmak için gemiyle İtalya'ya geçti. Brundisium yakınlarındaki Lupiae'de karaya çıktıktan sonra, Sezar'ın vasiyetinin içeriğini öğrendi ve ondan sonra Sezar'ın siyasi varisi, mülklerinin de üçte ikisinin mirasçısı olmaya karar verdi. Hiçbir meşru çocuğu bulunmayan (tek kızı Julia MÖ 54 yılında ölmüştü) Sezar, yeğeni Octavius'u oğlu ve mirasçısı olarak evlat edinmişti. Bu nedenle Octavius Gaius Julius Caesar adını almıştı. Roma geleneklerine göre biyolojik ailesini belirtmek için Octavianus soyadını da kullanması gerekiyordu ancak elde soyadını kullandığına dair bir kanıt yoktur. Bunun nedeni muhtemelen soyadının mütevazı köklerini fazla göz önüne çıkartacak olmasıdır. Daha sonraları Marcus Antonius, Octavianus'u Sezar'ın cinsel arzularını tatmin ederek evlatlığı olmakla suçlamış; ancak Suetonius Antonius'un bu suçlamasının politik bir iftira olarak tanımlamıştır.
Octavianus Roma'nın siyasi hiyerarşisine başarılı bir giriş yapabilmek için sınırlı mali imkanlarına güvenemezdi. Sezar'ın Brundisium'daki askerleri tarafından sıcak bir biçimde karşılandıktan sonra Octavianus, Sezar'ın Partlara karşı düzenlenecek sefer için tahsis ettiği paranın bir bölümünü talep etti. Doğuya yönelik askerî harekâtların başlangıç noktası olan Brundisium'da tutulan para yaklaşık 700 milyon sestertiusdu. Bu paranın kaybolmasıyla ilgili olarak sonradan yapılan bir Senato soruşturmasında Octavianus'a karşı herhangi bir eylemde bulunulmadı; zira Octavianus parayı senatonun baş düşmanı Marcus Antonius'a karşı asker toplamak için kullanmıştı. Octavianus, MÖ 44 yılında bir cesur harekette daha bulunmuş ve Roma'nın yakın doğu eyaletlerinden İtalya'ya gönderilen yıllık vergileri herhangi resmî bir izin olmaksızın zimmetine geçirdi. Octavianus, kendine ait birlikleri Sezar'ın deneyimli lejyonerleri ve Partlar ile yapılacak savaş için görevlendirilmiş askerlerle güçlendirerek Sezar'ın vârisi olduğu gerçeğini vurgulayarak destek topladı. Roma'ya doğru ilerleyişi sırasında duruşu ve yeni elde ettiği paralar, Sezar'ın Campania'da konuşlanmış eski deneyimli askerlerini kendi yanına çekti. Haziran ayına gelindiğinde, her birine 500 denarius maaş ödediği 3.000 sadık kıdemli askerden oluşan bir orduya sahipti.
Octavianus 6 Mayıs MÖ 44 tarihinde Roma'ya ulaştığında, Sezar'ın eski arkadaşı Marcus Antonius, Sezar'a suikast yapanlarla her an bozulabilecek bir ateşkes yapmıştı. 17 Mart tarihinde suikastçiler için af çıkarılmış ancak Antonius çoğunu Roma'nın dışına göndermeyi başarmıştı. Bunu Sezar'ın cenazesinde yaptığı, halkı suikastçilerin aleyhine çeken "tahrik edici" konuşmayla başarmıştı. Marcus Antonius'un siyasi desteğe sahip olmasına karşın, Octavianus'un hâlâ Sezar'ı destekleyen hizibin lideri olarak Antonius'a karşı mücadele verme şansı vardı. Marcus Antonius, birçok Romalının ve Sezar taraftarının desteğini Sezar'a ilahi statü verilmesine yönelik talebe başlangıçta karşı çıkarak kaybetti. Octavianus, Antonius'u Sezar'ın bıraktığı paradan feragat etmeye iknada başarısız olduysa da yaz boyunca Sezar'ın sempatizanlarının desteğini kazanmayı başardı. Eylül ayında, ünlü hatip Marcus Tullius Cicero, Antonius'un senatonun karşısındaki en büyük tehdit olarak gösteren bir dizi konuşmayla Antonius'a karşı saldırıya geçti. Roma'daki atmosferin aleyhine dönmesi ve konsüllük görevi yakında sona erecek olması nedeniyle, Antonius Senatodan Sezar'ın suikastçilerinden birisi olan Decimus Junius Brutus Albinus tarafından yönetimi kendine devredilen Cisalpina Galya eyaletinin kontrolünün kendine verilmesini içeren bir kanun geçirmeyi denedi. Bu arada Octavian, İtalya'da Sezar'ın eski askerlerinden oluşan özel bir ordu oluşturdu ve 28 Kasım'da Antonius'un iki lejyonunu ikna edici bir para teklifiyle kendi tarafına çekti. Octavianus'un büyük ve etkili gücü karşısında Antonius, Roma'da kalmasının kendi için tehlikeli olacağını anlayarak 1 Ocak'ta kendine devredilen Cisalpine Galya'ya kaçtı ve senatoya rahat bir nefes aldırmış oldu.
Yorumlar (0)
Görüşlerinizi Paylaşın
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!